Hava Durumu

Bir ay yıldızlı kolye, 5 santimlik çakı ve Selanik’te insanlık sınavı

Yazının Giriş Tarihi: 22.07.2026 10:32
Yazının Güncellenme Tarihi: 22.07.2026 10:32

Bazen bir ülkenin gerçek yüzünü büyük diplomatik görüşmelerde değil, bir karakolun soğuk duvarları arasında görürsünüz.

Bazen uluslararası ilişkiler devlet başkanlarının masasında değil, bir Türk gencinin boynundaki ay yıldızlı kolyeye yönelen bakışlarda kendisini ele verir. Bazen de beş santimlik bir çakı, iki ülke arasındaki siyasi atmosferin ve önyargıların ortasında olduğundan çok daha büyük bir meselenin sembolüne dönüşür. Bir yandan anneleri ağlatırken, babaları endişelendirir ve kardeşleri de telaşlandırabilir.

İstanbul’dan Yunanistan’a turistik amaçla giden iki Türk kuzenin Selanik’te yaşadığı olay, yalnızca bir adli işlem olarak görülüp geçilecek kadar basit değildir.

İddialara göre iki genç, Taşoz Adası’nda tatil yaptıktan sonra Selanik’te araçlarıyla seyir hâlindeyken Yunan polisi tarafından durduruldu. Araçta yapılan aramada bir çantanın içinde yaklaşık 5 santimetre uzunluğunda küçük bir çakı bulundu.

Gençlerden birinin anlatımına göre bu çakı, domates, salatalık ve ekmek kesmek amacıyla Yunanistan’dan satın alınmıştı. Ancak bu küçük çakı, iki Türk gencinin hayatında bir gecede büyük bir travmaya dönüştü.

Türk genci benimle yaptığı telefon görüşmesinde bıçağı Yunanistan’dan günlük kullanım amacıyla satın aldığını, yaklaşık 5 santimetre uzunluğunda olduğunu ve üzerinde değil, araçta bulunan çantadan çıktığını söyledi. Yunanistan’a kuzeniyle beraber suç işlemek için değil, turistik amaçla geldiklerini, Taşoz Adası’na gittiklerini, yemek yediklerini ve gezdiklerini ifade etti.

Yaklaşık 5 santimetrelik bir çakı nedeniyle bir turistin ters kelepçeyle gözaltına alınması, geceyi nezarethanede geçirmesi ve ertesi gün adliyeye sevk edilmesi gerçekten ölçülü bir uygulama mıdır? Gençlerin iddiasına göre yaklaşık 70 kişinin bulunduğu nezarethanede kapısı olmayan tuvalet bölümünün mahremiyet koşullarına uygun olmadığı bir ortamda tutulmaları da ayrıca araştırılması gereken bir konudur.

Eğer bu iddialar doğruysa mesele artık yalnızca bir çakı meselesi değildir. Mesele bir insanın nasıl, ne sebeple gözaltına alındığı, gözaltı sürecinde hangi koşullarda tutulduğu ve suç isnadı ile suçlu muamelesi arasındaki çizginin korunup korunmadığıdır.

20 TEMMUZ’UN GÖLGESİNDE TERS KELEPÇE

Olayın zamanlaması da dikkat çekicidir. İki Türk gencinin gözaltına alınması 20 Temmuz tarihine denk geliyor. 20 Temmuz, Kıbrıs Barış Harekâtı’nın başladığı ve Türkiye açısından tarihsel anlam taşıyan önemli bir gündür. Yunanistan açısından ise Kıbrıs meselesi nedeniyle farklı bir tarihsel hafızayı temsil etmektedir.

Tam da böyle hassas bir tarihte Türk plakalı bir araçta bulunan iki Türk vatandaşının araç plakasından seçilerek sağa çektirilerek durdurulması ve araçta bulunan yaklaşık 5 santimetrelik bir çakı nedeniyle gözaltına alınması kamuoyunda ister istemez soru işaretleri doğuruyor.

Ben Yunan polisinin veya savcısının 20 Temmuz’un, İstanbul’un veya Kıbrıs’ın intikamını almak düşüncesiyle hareket ettiğini düşünmek dahi istemem. Böyle bir yaklaşım yalnızca hukuka değil, insanlığa ve iki komşu halk arasındaki ilişkilere de ağır bir darbe olur.

Ancak ortada bir hata, bir ölçüsüzlük veya ciddi bir hukuki değerlendirme sorunu olduğu açıkça görülmektedir. Bu uygulamanın gerçekten yalnızca hukuki bir prosedürün sonucu olup olmadığı araştırılmalıdır. Eğer bir polis memuru ve savcı ölçüsüz davranmışsa bunun ortaya çıkarılması gerekir. Eğer hukuki süreçte orantısız bir uygulama varsa bunun gerekçesi açıklanmalıdır.

YUNANİSTAN’A YILLARDIR GİDEN BİRİSİ OLARAK BÖYLE CAHİLLİK GÖRMEDİM

Burada özellikle altını çizmek istediğim bir husus var. Ben yıllardır Yunanistan’a gidiyorum. Yunan halkıyla defalarca temas ettim. Bugüne kadar Yunanistan’da herhangi bir sorun yaşamadım ve kötü muameleye maruz kalmadım.

Aksine Yunanistan’da Türk vatandaşlarına yardımcı olan, Türklerle dostluk kuran ve Türkiye’yi seven milyonlarca insanın bulunduğunu biliyorum. Aynı şekilde Türkiye’de de Yunan halkına karşı düşmanlık beslemeyen milyonlarca insan yaşamaktadır.

Devletler arasındaki sorunlarla halklar arasındaki ilişkileri birbirinden ayırmak zorundayız. Sorun halklar değil, önyargıdır. Sorun milletler değil, ölçüsüzlüktür. Sorun komşular değil, zaman zaman komşuluk hukukunu unutan siyasal anlayışlardır.

Bu nedenle Selanik’te yaşanan olayı bütün Yunan halkına mal etmek doğru değildir. Ancak iki Türk vatandaşının yaşadığını anlattığı sürecin basit bir adli işlem denilerek geçiştirilmesine de karşıyım.

Son günlerde Yunan basınında Türkiye’ye ilişkin haberlerin yoğunlaştığı görülüyor. Ege’de Türk askerî uçaklarının faaliyetleri, hava sahası ihlali iddiaları, F-16’lar, Kıbrıs, 12 mil ve Doğu Akdeniz başlıkları Yunan medyasında geniş biçimde tartışılıyor.

Böyle bir siyasi atmosferin içinde 20 Temmuz tarihinde Türk plakalı bir araçta bulunan iki Türk vatandaşının bu süreci yaşaması dikkat çekicidir. Ancak Yunan basınında çıkan haberlerle Selanik’teki polis işlemi arasında doğrudan bağlantı bulunduğunu söylemek için somut kanıt gerekir. Bugün elimizde böyle bir kanıt yoktur.

Dolayısıyla Yunan polisi medyadan etkilendi ve Türk gençlerini özellikle hedef aldı şeklinde kesin bir hüküm kuramayız. Ancak olayın zamanlaması ve uygulamanın ölçüsü nedeniyle bu ihtimalin araştırılması gerektiğini söyleyebiliriz.

DEVLETİN VATANDAŞINA SAHİP ÇIKMASI ÇOK MÜHİMDİR

Türk gencinin bana anlattığı en önemli hususlardan biri Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığına yönelik teşekkürleriydi. Ankara’nın kendileriyle ilgilendiğini ve Türk makamlarının her türlü desteğe hazır olduklarını bildirmesinin kendisine güç verdiğini anlattı.

Suçsuz olduğuna inandığını, yanında ağır suçlardan sabıkalı kişilerin bulunduğu bir yerde tutulsa da devletinin yanında olduğunu bilmenin kendisine güç verdiğini söyledi. Bir an bile umutsuzluğa düşmediğini ifade etti.

Bu cümle devlet vatandaş ilişkisinin ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Bir vatandaş yabancı bir ülkede zor durumda kaldığında devletinin kendisini yalnız bırakmayacağını bilmek ister. Diplomatik koruma tam da bunun için vardır.

Konsolosluklar yalnızca pasaport işlemi yapan bürolar değildir. Yurt dışında zor durumda kalan vatandaşın ilk başvuru kapısıdır. Bu nedenle Selanik’te yaşanan olayda konsolosluk iletişiminin ne kadar sürede kurulduğu ve diplomatik makamların sürece nasıl müdahil olduğu da açıklığa kavuşturulmalıdır.

AY YILDIZLI KOLYEYİ YENİDEN BOYNUNA ÖPEREK TAKTI

Türk gencinin anlattığı en çarpıcı anlardan biri adliye sürecinin ardından yaşandı. Selanik Adliyesi’nden çıktıktan sonra karakola gitti. Kendisinden alınan ay yıldızlı kolyeyi geri aldı ve o kolyeyi öperek boynuna taktı.

Bana bu anı anlatırken sesi değişti. Boynuna takarken İstanbul’u, Kıbrıs’ı, Fatih Han’ı, Rauf Denktaş’ı ve Cengiz Topel’i düşündüğünü söyledi. Onların ölmediğini hissettiğini ifade etti.

Bir genç bir kolyeyi boynuna takarken yalnızca metal bir parçayı takmıyordu. Kendi kimliğini, kendi ülkesini ve kendi tarihini takıyordu.

Saatlerce yabancı bir karakolda, ağır suçlarla itham edilen insanların arasında yalnız ve çaresiz hissetmiş olabilir. Ancak adliye kapısından çıktıktan sonra boynuna yeniden ay yıldızı taktığında kendisini yeniden bulduğunu söylüyordu.

Yunanistan Türkiye’den her yıl çok sayıda turist ağırlıyor. Türk vatandaşları Yunan adalarına gidiyor, otellerde konaklıyor, restoranlarda yemek yiyor ve ülke ekonomisine katkı sağlıyor.

Turist bir ülkenin misafiridir. Elbette turist de o ülkenin hukukuna uyacaktır. Ancak misafir olmak insan onurundan vazgeçmek anlamına gelmez.

Bir turistin kanunu ihlal edip etmediği ayrı bir konudur. O kişiye nasıl davranıldığı ise bambaşka bir konudur. Çünkü ülkeler yalnızca doğal güzellikleriyle ve tarihiyle anılmaz. Bir turistin hafızasında en çok kalan şey kendisine nasıl davranıldığıdır.

Taşoz’un denizi unutulabilir. Selanik’in sokakları unutulabilir. Yenilen yemek unutulabilir. Ancak bir karakolda suçsuz olduğu halde 5 santim çakı nedeniyle ters kelepçeyle geçirilen saatler, bir nezarethanenin koşulları ve boyundan çıkarılan bir ay yıldızlı kolye unutulmaz.

Türkiye ile Yunanistan arasındaki siyasi gerilimler elbette devam edebilir. Ege tartışmaları sürebilir. Kıbrıs meselesi çözülemeyebilir. Devletler birbirlerini eleştirebilir.

Ancak hiçbir siyasi gerilim insan haklarını askıya alma gerekçesi olamaz. Hiçbir mesele masumiyet karinesini ortadan kaldıramaz. Hiçbir ideoloji bir insanın onurundan daha büyük değildir.

Eğer Selanik’te yaşanan olayda anlatılanlar doğruysa Yunanistan’ın önünde yalnızca iki Türk vatandaşının gözaltına alınmasıyla ilgili bir dosya yoktur. Yunanistan’ın önünde bir insan hakları sınavı vardır. Türkiye’nin önünde ise vatandaşını yurt dışında koruma ve haklarını takip etme sorumluluğu vardır.

İki ülke halklarının önünde ise daha büyük bir görev durmaktadır. Devletlerin siyasi gerilimlerini halkların düşmanlığına dönüştürmemek ana görevimiz olmalıdır.

Çünkü tarih bize şunu defalarca gösterdi. Devletler kavga eder, halklar bedel öder.

Bazen bir hatanın arkasında kötü niyet yoktur. Bazen yalnızca cehalet, dikkatsizlik, önyargı veya hukuki ölçüsüzlük vardır. Ama her durumda yapılması gereken aynıdır. Gerçeği ortaya çıkarmak.

Bir Türk gencinin boynundaki ay yıldızlı kolyeyi öperek yeniden takması yalnızca kişisel bir an değildir. O an bir insanın yaşadığı çaresizlik duygusuna karşı kendi onurunu yeniden ayağa kaldırdığı andır.

Ve belki de bugün hepimizin sorması gereken soru şudur:

Beş santimetrelik bir çakı için bu kadar büyük bir devlet refleksi gösterenler insan onurunu korumak için ne kadar büyük bir hassasiyet gösterecek?

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.