Hava Durumu

KHK’lı bir baba, bir evlat ve Meclis kürsüsünden yükselen vicdan

Yazının Giriş Tarihi: 22.04.2026 16:18
Yazının Güncellenme Tarihi: 22.04.2026 16:18

Türkiye Büyük Millet Meclisi kürsüsünün zaman zaman yalnızca yasaların değil, insan hikâyelerinin de yankılandığı bir yer olduğunu biliriz.

Meclis TV’den izleme fırsatı bulduğum Saadet Partisi Antalya Milletvekili Şerafettin Kılıç’ın son konuşması, bu anlamda hafızalara kazınacak türden bir çıkış oldu. Konuşmayı dinlerken içim acıdı, nefesim daraldı.

Saadet Partisi Antalya Milletvekili Şerafettin Kılıç’ın konuşmasında:

“Bu fotoğrafa iyi bakın; bu fotoğraftaki güler yüzlü çocuk, 11 yaşında hayattan koparılan Yusuf Tarık Gül. Maraş’taki menfur okul saldırısında hayatını kaybetti, vefat listesine bir tek onun adı küçük harflerle yazıldı..

Çünkü babası KHK’lı polis memuruydu.. İhraç edildi, cezaevine girdi.. Babasından 6 yaşındayken ayrı düştü ve henüz kavuşmuşlardı ki gülüşü solduruldu! Bu da acı bir hikâye olarak kayıtlara geçti, tıpkı KHK’lı şehit Burak Zekeriya Altınok’un hikâyesi gibi…

KHK; çoluk çocuk, masum suçlu ayırmadan mahkûm eden bir zulüm aracına dönüşmüştür. Beraat edenleri, dosyasına takipsizlik kararı verilenleri hâlâ ne diye cezalandırıyorsunuz? Bu zulme bir an önce son verin!”

Kılıç, Kahramanmaraş’taki bir okul saldırısında hayatını kaybeden 11 yaşındaki Yusuf Tarık Gül’ün hikâyesi üzerinden yaptığı bu konuşma, bir yandan toplumsal bir acıyı görünür kılarken diğer yandan uzun süredir tartışılan KHK meselesini yeniden gündeme taşıdı.

Bir çocuğun yaşamı, bir ailenin kırılan hikâyesi ve devlet politikalarının insan hayatındaki karşılığı… Aslında bütün mesele tam da bu üçlü kesişimde düğümleniyor.

Kılıç’ın anlattığına göre Yusuf Tarık Gül, daha çocuk yaşta babasından ayrı kalmış bir evlat. Babası KHK ile mesleğinden ihraç edilip cezaevine giren bir polis memuru. Uzun bir ayrılığın ardından yeniden bir araya gelen baba-oğulun hikâyesi ise ne yazık ki bir okul saldırısıyla yeniden yarım kalıyor.

Sevgili dostlar, mesele yalnızca bireysel bir trajedi değil; aynı zamanda Türkiye’nin son yıllarda en çok tartıştığı konulardan biri olan KHK uygulamalarının toplumda bıraktığı izlerdir.

Kılıç’ın Meclis kürsüsünden dile getirdiği eleştiriler de tam olarak bu yaraya işaret ediyor: Beraat eden ya da hakkında takipsizlik kararı verilen dosyalara rağmen devam eden binlerce mağduriyet.

Elbette bu konu siyaset üstü bir hassasiyet gerektiriyor.

Bir tarafta devletin güvenlik refleksleri ve hukuk düzeni, diğer tarafta ise bireylerin hayatına dokunan geri dönüşü zor sonuçlar var. Bu denge çoğu zaman soğuk dosya başlıklarının ötesine geçip insan hikâyelerinde karşılık buluyor.

Şerafettin Kılıç’ın konuşması da işte tam bu nedenle dikkat çekici: Bir yanda kaybedilmiş bir çocuk, diğer yanda yıllardır çözülemeyen bir toplumsal tartışma… Ve tüm bunların ortasında Meclis kürsüsünden yükselen bir vicdan çağrısı.

Belki de asıl soru burada başlıyor:

Devletin güvenlik kaygıları ile bireyin adalet beklentisi arasında nasıl bir denge kurulacak?

Bana göre bu sorunun yanıtı, yalnızca siyaset kurumunun değil, toplumun tamamının ortak sınavı olmaya devam ediyor.

Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.