UBK’nin yayınladığı Meslek Birliği Çağrısı’na dikkatli bakıldığında, “Medya Meslek Yasası” ve “Meslek Birliği” başlıklarının altında, yerel "Basını birileri için kontrol altına alma taahhüdü" olduğunu net bir şekilde görebilirsiniz.
Uluslararası Basın Konfederasyonu (UBK) Genel Başkanı Şakir Gürel’in “Medya Meslek Yasası” ve “Meslek Birliği” çağrısı, ilk bakışta Türkiye’de uzun süredir tartışılan bir soruyu yeniden gündeme taşıyor:
Buraya kadar eyvallah, itirazımız yok.
Ancak meseleye biraz daha yakından bakıldığında, bu çağrının yalnızca bir “mesleki düzenleme” önerisi olmadığı; aynı zamanda basının doğasına, özgürlüğüne ve geleceğine dair kritik bir kırılma noktası oluşturduğu anlaşılıyor.
Kısaca: Basını “düzenleme” iddiası gibi görünse de,”Asıl amacın belirli kesimler için üstlenilmiş bir kontrol taahhüdü olduğu görünüyor.
Bu çerçevede, söz konusu çağrının ana başlıklarını anlamaya ve bu ana başlıkları günümüz gerçeği içinde “Ara başlıklarla” özetlemeye çalıştım.
Öz Denetim Eksikliği: Teşhis Doğru, Tedavi Tartışmalı.
Gürel’in en güçlü kanıtı, Türkiye’de medyada öz denetim mekanizmasının yokluğu. Bu tespit büyük ölçüde doğru.
Bugün medya:
Doğrulama süreçlerini atlayabiliyor. Tıklanma uğruna etik sınırları zorlayabiliyor. Kamuoyunu bilgilendirmek yerine yönlendirebiliyor.
Ancak burada kritik soru şu: Bu sorunun çözümü Gürel’in ifade ettiği gibi Merkezi ve kurumsal bir “Meslek Birliği” mi? Bana göre değil.
Çünkü öz denetim kavramı doğası gereği devletten ve merkezi yapılardan bağımsız olmalıdır.
Eğer kurulacak yapı:
Dezenformasyon: Sebep mi, Sonuç mu?
Meslek Birliği Çağrısın da“Gerçek Sonrası Kaos” ve dezenformasyon güçlü biçimde vurgulanıyor. Ancak burada önemli bir eksik var: Dezenformasyon sadece denetimsizlikten doğmaz.
Aynı zamanda:
Dolayısıyla meseleye sadece “Etik kurul kurarsak düzelir” perspektifiyle yaklaşmak, yapısal sorunları görmezden gelmek anlamına gelir.
Devlet Müdahalesi Riski: Metnin Kendi İç Çelişkisi
Paylaşılan metin dikkatli okunduğun da metnin önemli bir paradoks içerdiğini görürüsünüz: “Öz denetim yoksa devlet müdahalesi artar.”
Bu doğru. Ancak önerilen çözüm — yasa ve meslek birliği — doğrudan yasal ve kurumsal bir çerçeve öneriyor.
Burada şu kritik soru doğuyor: Devletin alan açtığı bir yapı gerçekten bağımsız olabilir mi?
Eğer cevap net değilse, önerilen model:
Bunun tam tersini iddia etmekte aptallık gibi bir şey olur.
Gazetecilik Tanımı: Liyakat mi, Dışlama mı?
Metnin en tartışmalı noktalarından biri şu öneri: “Akademik formasyon almayan gazetecilik yapamayacak.”
Bu tanım: anlamsız ve anlamsız olduğu kadar da mantıksız bir öneri. Bu yaklaşım ilk bakışta mesleki kaliteyi artırma amacı taşısa da, aslında gazeteciliğin doğasına aykırıdır.
Çünkü gazetecilik:
Bu tür bir düzenleme:
Kısacası “kaliteyi artırma” iddiası, çoğulculuğu azaltma sonucunu doğurabilir ki öyle de olacağına inancım sonsuzdur.
Milli Güvenlik Argümanı: Güçlü ama Tehlikeli Bir Zemin
Metinde en dikkat çekici vurgu: Medya sorununun bir “Milli Güvenlik Meselesi” olduğu iddiası.
Bu iddia okunduğunda etkileyici, ancak aynı zamanda ne kadar riskli olduğunun farkında değiller.
Çünkü “Milli Güvenlik” söylemi:
Evet, kriz anlarında dezenformasyonciddi bir risktir. Ancak çözüm:
Toplumsal Güven Sorunu: Gerçek Sebep Gözden Kaçıyor
Metin, medyaya olan güvenin kaybolduğunu doğru tespit ediyor. Ancak bu güvensizliğin temel nedeni:
Bir başka deyişle, halk şunu sorguluyor: “Bu haber doğru mu?” dan önce “Bu haber kimin adına yapılıyor?”
Dolayısıyla güveni yeniden tesis etmek için gereken şey: Daha fazla kontrol değil, daha fazla bağımsızlıktır.
REFORM MU, YENİDEN TASARIM MI?
Şakir Gürel’in çağrısı önemli bir tartışmayı yeniden gündeme getiriyor.
Evet, Türkiye’de medya: Dağınık, Güvensiz, Etik açıdan sorunlu.
Ancak çözüm: “Daha fazla yapı” kurmak değil, “Daha doğru yapı” kurmaktır.
Eğer kurulacak sistem: Gerçekten bağımsız olmazsa, siyasi etkilerden arındırılamazsa, çoğulculuğu koruyamazsa o zaman bu reform, medyayı kurtarmak yerine onu daha dar bir çerçeveye hapseder.
ASIL MESELE:
Türkiye’nin ihtiyacı olan şey: Basını disipline eden bir yapı mı? Yoksa Basını özgürleştiren bir ekosistem mi?
Bu soruya verilecek cevap, sadece ulusal ve yerel medyanın değil, demokrasinin geleceğini de belirleyecek diye düşünüyorum.
*Bir sonraki yazımda, Uluslararası Basın Konfederasyonu’nun aslında neyi ifade ettiğini, taşıması gereken kriterleri ve somut örnekler üzerinden değerlendirmeye çalışacağım. O yazımda buluşmak üzere.