Barışın yolu hukuktan, güvenin adresi demokrasiden geçer
Yazının Giriş Tarihi: 22.07.2026 12:44
Yazının Güncellenme Tarihi: 22.07.2026 12:44
Yıllardır farklı adlarla gündeme gelen çözüm ve barış arayışları, yeniden siyasetin merkezine oturmuş durumda.
Bu hafta şekillenmesi beklenen ilk yasal düzenleme, yalnızca bir hukuk metni olmanın ötesinde, Türkiye'nin geleceğine ilişkin önemli bir sınav niteliği taşıyor.
Elbette silahların susmasını, annelerin gözyaşının dinmesini ve toplumsal huzurun güçlenmesini istemeyecek tek bir vicdan sahibi insan yoktur. Barış, bu ülkenin ortak özlemidir. Ancak barışın kalıcı olabilmesi için, onu taşıyacak zeminin de hukuk ve demokrasi üzerine kurulması gerekir.
Dikkat ederseniz asıl mesele de burada başlıyor.
Bir yandan "kardeşlik", "toplumsal uzlaşı" ve "barış" söylemleri öne çıkarılırken, diğer yandan siyasetin yeniden dizayn edildiği yönündeki tartışmalar kamuoyunda ciddi soru işaretleri oluşturuyor. İktidarın kendi siyasal denklemine uygun yeni bir siyasi alan oluşturma çabası, ana muhalefete yönelik yargısal ve siyasi süreçlerle birlikte değerlendirildiğinde, toplumsal güveni güçlendirmek yerine zedeliyor.
Çünkü demokrasinin eksik olduğu yerde barış, hukukun eksik olduğu yerde ise güven inşa edilemez.
Hepimizin bildiği gibi bir toplumun geleceği yalnızca çıkarılan yasalarla değil, o yasalara duyulan güvenle şekillenir.
Terör örgütü PKK yöneticilerinden Duran Kalkan'ın, verdiği röportajda kullandığı, "Yüzde 100 oyun yok demiyoruz fakat oyun da olsa bir politika yapmanın önü açılıyor mu?" sözleri dikkat çekicidir.
Bu ifade, aslında sürece ilişkin güvensizliğin en açık göstergelerinden biridir. Bir tarafın daha en başından "oyun olabilir" ihtimalini dile getirmesi, sağlıklı bir müzakere zemininin henüz oluşmadığını gösteriyor.
Aynı röportajda CHP'de yaşanan gelişmelerin"kendi içlerinde iktidar kavgası" olarak değerlendirilmesi ise bana göre gerçekliği tam olarak yansıtmıyor.
Türkiye'de ana muhalefetin yaşadığı tartışmalar, yalnızca parti içi rekabet olarak açıklanabilecek kadar basit değildir. Yargı kararları, siyasi müdahale iddiaları, demokratik temsil tartışmaları ve hukuk devleti ilkesi, bu sürecin ayrılmaz parçalarıdır.
Bir ülkede barış konuşulurken, aynı anda siyasetin bir bölümünün baskı altında olduğu algısı güçleniyorsa, toplumun tamamının bu sürece güven duyması kolay değildir.
Bugün asıl konuşmamız gereken, çıkarılacak yasanın sayısı değildir.
Kaç yasa çıkacak?Kimleri kapsayacak?Kim hangi hukuki düzenlemeden yararlanacak?Toplumun tüm kesimleri bu sürece nasıl dahil edilecek?Bu süreç, Türkiye'de demokrasiyi güçlendirecek mi; yoksa sadece yeni bir siyasi denge mi oluşturacak?
Bu soruların açık, şeffaf ve toplumun tüm kesimlerini tatmin edecek şekilde yanıtlanması gerekiyor.
Türkiye'nin ihtiyacı olan şey yalnızca yeni yasalar değildir.
Türkiye'nin ihtiyacı; bağımsız yargıya güvenen bir hukuk devleti, farklı düşüncelerin özgürce ifade edilebildiği demokratik bir siyaset, eşit vatandaşlık anlayışı ve herkes için adalettir.
Barış; sadece silahların susması değildir.
Barış; insanların yarınından korkmadan yaşayabilmesidir.
Barış; hukukun herkese eşit uygulanmasıdır.
Barış; sandığın, yargının ve demokrasinin tartışma konusu olmaktan çıkmasıdır.
Eğer bunlar sağlanabiliyorsa, çıkarılacak her yasa tarihe olumlu bir adım olarak geçer.
Ancak hukuk, demokrasi ve toplumsal güven eksik kalırsa, en iyi niyetle hazırlanan düzenlemeler bile toplumun vicdanında karşılığını bulamaz.
Çünkü kalıcı barışın yolu, yalnızca masalardan değil; hukuktan, demokrasiden, adaletten ve toplumun ortak vicdanından geçer.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Engin YILMAZ
Barışın yolu hukuktan, güvenin adresi demokrasiden geçer
Yıllardır farklı adlarla gündeme gelen çözüm ve barış arayışları, yeniden siyasetin merkezine oturmuş durumda.
Bu hafta şekillenmesi beklenen ilk yasal düzenleme, yalnızca bir hukuk metni olmanın ötesinde, Türkiye'nin geleceğine ilişkin önemli bir sınav niteliği taşıyor.
Elbette silahların susmasını, annelerin gözyaşının dinmesini ve toplumsal huzurun güçlenmesini istemeyecek tek bir vicdan sahibi insan yoktur. Barış, bu ülkenin ortak özlemidir. Ancak barışın kalıcı olabilmesi için, onu taşıyacak zeminin de hukuk ve demokrasi üzerine kurulması gerekir.
Dikkat ederseniz asıl mesele de burada başlıyor.
Bir yandan "kardeşlik", "toplumsal uzlaşı" ve "barış" söylemleri öne çıkarılırken, diğer yandan siyasetin yeniden dizayn edildiği yönündeki tartışmalar kamuoyunda ciddi soru işaretleri oluşturuyor. İktidarın kendi siyasal denklemine uygun yeni bir siyasi alan oluşturma çabası, ana muhalefete yönelik yargısal ve siyasi süreçlerle birlikte değerlendirildiğinde, toplumsal güveni güçlendirmek yerine zedeliyor.
Çünkü demokrasinin eksik olduğu yerde barış, hukukun eksik olduğu yerde ise güven inşa edilemez.
Hepimizin bildiği gibi bir toplumun geleceği yalnızca çıkarılan yasalarla değil, o yasalara duyulan güvenle şekillenir.
Terör örgütü PKK yöneticilerinden Duran Kalkan'ın, verdiği röportajda kullandığı, "Yüzde 100 oyun yok demiyoruz fakat oyun da olsa bir politika yapmanın önü açılıyor mu?" sözleri dikkat çekicidir.
Bu ifade, aslında sürece ilişkin güvensizliğin en açık göstergelerinden biridir. Bir tarafın daha en başından "oyun olabilir" ihtimalini dile getirmesi, sağlıklı bir müzakere zemininin henüz oluşmadığını gösteriyor.
Aynı röportajda CHP'de yaşanan gelişmelerin "kendi içlerinde iktidar kavgası" olarak değerlendirilmesi ise bana göre gerçekliği tam olarak yansıtmıyor.
Türkiye'de ana muhalefetin yaşadığı tartışmalar, yalnızca parti içi rekabet olarak açıklanabilecek kadar basit değildir. Yargı kararları, siyasi müdahale iddiaları, demokratik temsil tartışmaları ve hukuk devleti ilkesi, bu sürecin ayrılmaz parçalarıdır.
Bir ülkede barış konuşulurken, aynı anda siyasetin bir bölümünün baskı altında olduğu algısı güçleniyorsa, toplumun tamamının bu sürece güven duyması kolay değildir.
Bugün asıl konuşmamız gereken, çıkarılacak yasanın sayısı değildir.
Kaç yasa çıkacak? Kimleri kapsayacak? Kim hangi hukuki düzenlemeden yararlanacak? Toplumun tüm kesimleri bu sürece nasıl dahil edilecek? Bu süreç, Türkiye'de demokrasiyi güçlendirecek mi; yoksa sadece yeni bir siyasi denge mi oluşturacak?
Bu soruların açık, şeffaf ve toplumun tüm kesimlerini tatmin edecek şekilde yanıtlanması gerekiyor.
Türkiye'nin ihtiyacı olan şey yalnızca yeni yasalar değildir.
Türkiye'nin ihtiyacı; bağımsız yargıya güvenen bir hukuk devleti, farklı düşüncelerin özgürce ifade edilebildiği demokratik bir siyaset, eşit vatandaşlık anlayışı ve herkes için adalettir.
Barış; sadece silahların susması değildir.
Barış; insanların yarınından korkmadan yaşayabilmesidir.
Barış; hukukun herkese eşit uygulanmasıdır.
Barış; sandığın, yargının ve demokrasinin tartışma konusu olmaktan çıkmasıdır.
Eğer bunlar sağlanabiliyorsa, çıkarılacak her yasa tarihe olumlu bir adım olarak geçer.
Ancak hukuk, demokrasi ve toplumsal güven eksik kalırsa, en iyi niyetle hazırlanan düzenlemeler bile toplumun vicdanında karşılığını bulamaz.
Çünkü kalıcı barışın yolu, yalnızca masalardan değil; hukuktan, demokrasiden, adaletten ve toplumun ortak vicdanından geçer.
YAZARLARIMIZ Tüm Yazarlarımız
15 Temmuz 2016 Cuma gecesi yer yerinden oynadı. Bir kâbustu... 52 yıla 4 askeri darbe sığdırmıştık, beşincisi neyse ki kalkışma ve girişim boyutunda kaldı. Ancak o gecenin can acıtıcı her sahnesi kuşkusuz bu ülkenin zihninde derin izler bıraktı. Halkına silah çeken asker, Meclis’in, bu ülkenin insa