Fiili silahsızlanma önemli bir eşik. Asıl mesele, bu iradeyi yasal güvencelerle kalıcı barışa dönüştürecek demokratik reformların gecikmeden hayata geçirilmesi.
Türkiye yine tarihî bir eşiğin önünde duruyor. Yıllardır çatışmaların, acıların ve çözümsüzlüğün gölgesinde konuşulan Kürt meselesi, bugün yeni bir imkân penceresi aralamış görünüyor.
Silahların susması, çatışmalı dönemin sona ermesine dönük irade beyanları ve diyalog kanallarının açılması kuşkusuz küçümsenmeyecek gelişmelerdir. Ancak açık bir gerçeği görmek gerekir: Silahların susması barışın başlangıcı olabilir, fakat kendisi barış değildir.
Kalıcı barış, ancak hukukla kurulur.
Hepimizin bildiğigibi Türkiye bunu yakın geçmişte acı biçimde yaşadı. 2013-2015 Çözüm Süreci, toplumsal umut üretmiş ama hukuki zemine kavuşmadığı için kırılgan kalmıştı.
Süreç siyasi iradeye bağlı yürüdü; kurumsallaşmadı, yasalaşmadı, güvenceye bağlanmadı. Sonuçta umut yerini yeniden çatışmaya bıraktı. Bu tecrübenin bugün en büyük öğretisi: Hukuki güvence olmadan barış süreçleri, siyasal konjonktür değiştiğinde kolayca tersine dönebilir.
Bugün benzer bir durumdayız.
Fiili silahsızlanma iradesi ortaya çıkmışsa, buna karşılık devletin görevi beklemek değil, bu süreci hukukla tahkim etmektir. Çünkü silahsızlanma sadece güvenlik başlığı değildir; aynı zamanda bir geçiş dönemi adaleti, demokratikleşme ve toplumsal onarım meselesidir.
Dünyadaki çatışma çözümü deneyimleri de bunu söylüyor. Güney Afrika’dan Kuzey İrlanda’ya, Kolombiya’dan başka örneklere kadar kalıcı barış, yalnızca tarafların silah bırakmasıyla değil, bunu destekleyen hukuki ve siyasal reformlarla mümkün olabildi.
Çatışma sonrası dönemlerin en zor safhası, silah bırakmanın ardından başlayan yeniden inşa sürecidir ki,Türkiye’de bu safha ertelenmemeli.
Bu nedenle bir Silahsızlanma Çerçeve Yasası artık bir tercih değil, ihtiyaçtır.
Üstelik dar kapsamlı bir teknik düzenleme değil; çatışmanın bütün sonuçlarını ele alan, infazdan toplumsal entegrasyona, hakikatten onarıma kadar geniş bir perspektifle hazırlanmış kapsamlı bir reform paketi olmalıdır.
Bu yasa yalnızca silah bırakanlara ilişkin prosedür belirleyen bir metin olmamalı; sosyal uyum mekanizmaları kuran ve parlamenter denetime açık bir yapıyı içermelidir. TBMM bünyesinde tüm siyasi partilerin katılımıyla oluşturulacak bir İzleme ve Denetleme Komisyonu, bu sürecin toplumsal meşruiyetini de güçlendirebilir.
Asıl mesele yalnızca silahsızlanma yasasıyla da sınırlı değil.
Eğer gerçekten kalıcı barış hedefleniyorsa demokratikleşme adımları ertelenemez. Hukukun üstünlüğü ilkesinin yeniden tesisi, AİHM ve AYM kararlarının uygulanması, siyasi yargı baskısının son bulması, kayyım pratiğinin terk edilmesi, hasta mahpuslar ve infaz rejimine ilişkin reformlar, ifade ve örgütlenme özgürlüğü önündeki engellerin kaldırılması bu sürecin asli parçalarıdır. Bunlar “barıştan sonra” konuşulacak başlıklar değil; barışın kendisini mümkün kılacak zemindir diye düşünüyorum.
Çünkü barış sadece çatışmanın yokluğu değildir. Barış, adalettir. Eşit yurttaşlıktır. Hukuki güvencedir. Geçmişle yüzleşme cesaretidir.
Bugün: Türkiye bu tarihî fırsatı kalıcı barışa dönüştürecek siyasal iradeyi gösterecek mi, yoksa bu süreç de geçmişteki gibi belirsizlik içinde yıpranacak mı?
Bana göre zaman, bekleme zamanı değil.
Silahların sustuğu yerde hukuk konuşmalı. Çünkü barışı koruyacak olan güvenlik politikaları değil, adalet duygusudur.
Ve unutulmamalı: Silahsızlanma çatışmayı bitirebilir; ama barışı ancak hukuk kurabilir.
Sevgiyle kalın, ama hep öyle kalın emi…