Akdeniz Üniversitesinde kira var, metrekare var, peki, ya hesap?
Yazının Giriş Tarihi: 26.09.2026 08:53
Yazının Güncellenme Tarihi: 26.09.2026 08:53
Sayıştay’ın Akdeniz Üniversitesi’ne ilişkin tespitleri, kamu taşınmazlarının kullanımı, kira bedelleri ve bazı işletmelerin ruhsatları konusunda önemli soruları gündeme getiriyor. Şimdi gözler, tespitlerin ardından atılan adımlarda.
Bir üniversiteyi yalnızca derslikleri, laboratuvarları, akademik başarıları ve öğrenci sayısıyla değerlendirmek mümkün değil.
Çünkü üniversite aynı zamanda kamuya ait taşınmazların, kamu kaynaklarının ve kamu gelirlerinin yönetildiği büyük bir ekonomik yapı.
İşte bu nedenle Sayıştay denetimleri yalnızca muhasebe kayıtlarından ibaret olmadığını bilinmelidir.
Kamu kaynaklarının nasıl kullanıldığını, taşınmazların nasıl yönetildiğini ve kamu gelirlerinin ne ölçüde korunabildiğini gösteren önemli bir denetim mekanizmasıdır.
Onun için Akdeniz Üniversitesi'ne ilişkin denetim tespitleri de bu açıdan dikkat çekicidir.
Fiili kullanım alanları…
Kira bedelleri…
Ruhsatlar…
Kantinler ve kafeteryalar…
Ve bütün bunların merkezinde bir soru: Kamuya ait alanlar gerçekten kamu yararına uygun biçimde yönetiliyor mu?
Asıl mesele, Sayıştay'ın ortaya koyduğu tespitlerin ardından hangi işlemlerin yapıldığını ve kamu kaynağının nasıl korunduğunu takip etmek.
Gelelim konumuza:
OLBİA ÇARŞISI'NDA METREKARE HESABI
Akdeniz Üniversitesi sayıştay denetiminde dikkat çeken başlıklardan biri Olbia Çarşısı.
Rapora göre, 2019 öncesinde kiracılar tarafından projeye aykırı ve üniversitenin izni dışında oluşturulan bazı ek alanlar, sonraki yıllarda yapılan ihalelerde kira hesabına dahil edilmiş.
Ayrıca bu alanlar için yüzde 50 indirimli bir hesaplama yöntemi uygulandığı tespit edilmiş.
İşte burada çok basit ama önemli bir soru ortaya çıkıyor: Kamuya ait bir alan fiilen kullanılıyorsa, bunun bedeli neden gerçek kullanım ve güncel değer üzerinden hesaplanmasın?
Üniversite yönetiminin Sayıştay'a verdiği yanıtta ise kiraya verilen alanların sözleşmelerde belirtilen metrekareleri aşıp aşmadığının tespitine başlandığı, fazla kullanım belirlenmesi halinde geçmişe dönük bedel talep edileceği bildiriliyor.
Bu açıklama önemli.
Ama dosyayı da kapatmıyor tabi ki…
Tam tersine yeni sorular doğuruyor.
Kaç işletmede sözleşmedeki metrekare aşılmış?
Toplam fazla kullanım ne kadar?
Geçmişe dönük ne kadar bedel hesaplanacak?
Ve en önemlisi: Bu bedellerin ne kadarı tahsil edilecek? Zaten kamuoyunun bilmek istediği tam olarak bu.
KİRA BEDELİ İLE PİYASA DEĞERİ ARASINDAKİ FARK
Dosyanın ikinci önemli başlığı kira bedelleri.
Sayıştay denetiminde bazı taşınmazların kira bedellerinin yıllık TÜFE artışlarıyla güncellendiği, ancak geçmişte uygulanan yüzde 25'lik kira artış sınırı nedeniyle bazı kira bedellerinin güncel piyasa değerlerinin altında kaldığı belirtildi.
Burada da ki kritik mesele: Bir kamu taşınmazı beş yılını doldurmuşsa, yalnızca geçmişte uygulanan artış oranlarına bakmak yeterli mi?
Yoksa çevredeki benzer taşınmazların kira değerleri de dikkate alınmalı mı?
Sayıştay'ın tespiti, bazı taşınmazlarda beş yılı aşan kiralamalar için çevredeki emsal kira değerlerinin dikkate alınmadığı yönünde.
Bunun doğal sonucu ise şu: Üniversitenin elde edebileceği kira gelirinin düşük kalması.
Ancak burada hukuki açıdan önemli bir ayrım yapmak gerekiyor.
Sayıştay'ın tespit ettiği her eksiklik, otomatik olarak belirli bir kişi açısından kesinleşmiş sorumluluk ya da kesinleşmiş kamu zararı anlamına gelmez.
Bunun da altını çizmek gerekiyor.
Bunların hukuki ve mali sonuçları ilgili süreçler sonunda zamanla ortaya çıkar. Dolayısıyla gazetecinin görevi hüküm vermek değil. Rakamları takip etmektir.
Üniversite yönetimi de beş yılını dolduran taşınmazların kira bedellerinin uzmanlar tarafından yeniden değerlendirilmeye başlandığını ve yeni bedellerin kiracılara bildirildiğini açıklıyor.
Peki şimdi ne olacak?
Eski kira ile yeni kira arasındaki fark ne kadar?
Üniversitenin yıllık gelirinde ne kadar artış sağlandı?
Geçmiş dönemlere ilişkin gelir farkları için hangi işlem yapıldı? İşte bunların cevabı önemli.
KANTİNLER VE KAFETERYALAR
Bir başka başlık ise kampüsteki kantin ve kafeteryalar.
Sayıştay denetiminde bazı işletmeler açısından işyeri açma ve çalışma ruhsatı, gıda işletme kayıt belgesi ve çalışanların hijyen eğitimi belgeleri konusunda eksiklikler tespit edildiği belirtiliyor.
Üniversite yönetimi ise ruhsatlandırma işlemleri için başvurular yapıldığını ve sürecin devam ettiğini bildiriyor.
Peki, biz buna “evrak eksikliği” deyip geçebilir miyiz?
Bence hayır.
Çünkü söz konusu işletmeler doğrudan öğrencinin, akademisyenin ve üniversite çalışanının günlük yaşamının bir parçası.
Dolayısıyla ruhsat meselesi yalnızca bürokratik bir prosedür değildir.
Direk ıda güvenliği ve kamu sağlığıyla da ilgili bir konu.
Bir öğrencinin kampüs içerisinde tükettiği gıdanın güvenliğinden, çalışanların hijyen koşullarına kadar uzanan bir zincirden söz ediyoruz.
O nedenle sorulması gereken soru çok basit:
Eksiklikler giderildi mi?
Giderildiyse hangi tarihte?
Hangi işletmeler gerekli belgeleri tamamladı?
Hangi işletmeler hakkında sözleşme hükümleri uygulandı?
SAYIŞTAY TESPİT ETTİ. YA ŞİMDİ NE OLACAK?
Burada hakkaniyetli olmak gerekiyor. Dış denetim mekanizması çalışmış. Tespitler rapora yansımış. Üniversite yönetimi de bu tespitlerin ardından çeşitli çalışmalar başlattığını bildiriyor.
Ancak denetimin yapılması başka, tespit edilen sorunların tamamen çözülmesi başka.
Asıl mesele burada. Sayıştay tespit eder. İdare cevap verir. Çalışma başlatılır. Yeni düzenleme yapılır.
Peki sonuç?
Kamuoyunun görmek istediği, beklediği sonuç da bu.
Çünkü kurulan cümlede “çalışma başlatıldı” ile “sorun çözüldü” arasında çok büyük bir fark var.
CEVABI BEKLEYEN SORULAR
Şimdi önümüzde son derece somut sorular bulunuyor:
Fazladan kullanılan alanların toplam metrekare karşılığı nedir?
Bu alanlar için geçmişe dönük ne kadar bedel hesaplanacaktır?
Ne kadar tahsilat yapılmıştır?
Beş yılı aşan kaç kira sözleşmesi yeniden değerlendirilmiştir?
Yeni kira bedelleri üniversitenin gelirlerini ne kadar artırmıştır?
Ruhsat ve gıda güvenliği konusundaki eksikliklerin tamamı giderilmiş midir?
Hangi işletmeler hakkında sözleşme hükümleri uygulanmıştır?
Ve belki de en önemli soru:
Bu kontroller Sayıştay denetiminin ardından mı hız kazandı, yoksa üniversitenin kendi iç denetim mekanizması bunları daha önce düzenli olarak tespit ediyor muydu?
Bu sorunun cevabı, yalnızca bugünü değil, geçmişteki yönetim anlayışını da anlamamıza yardımcı olacaktır.
MESELE SADECE OLBİA DEĞİL
Bu dosyaya yalnızca Akdeniz Üniversitesi'nin belirli taşınmazları üzerinden bakmak da eksik olur.
Çünkü ortada daha büyük bir kamu yönetimi meselesi var: Kamu taşınmazları nasıl yönetiliyor?
Kira bedelleri nasıl belirleniyor?
Fiili kullanım nasıl denetleniyor?
Sözleşme şartlarına uyulup uyulmadığı ne sıklıkla kontrol ediliyor?
Kamu gelirlerinin eksik kalmaması için hangi mekanizmalar işletiliyor?
Ve en önemlisi:
Denetim yalnızca Sayıştay raporuna mı bırakılıyor?
Bunlar yalnızca üniversitenin değil, kamu yönetiminin genel kalitesini ilgilendiren sorular.
BİR METREKARE BİLE KAMU MALIDIR
Şunu özellikle vurgulamak gerekiyor: Bir metrekare bile kamu malıdır.
Bir lira bile kamu geliridir.
Dolayısıyla “küçük bir eksiklik” diyerek geçiştirilecek bir alan yoktur.
Çünkü kamu yönetiminde mesele yalnızca rakamın büyüklüğü değildir.
Mesele, kamu hakkına gösterilen hassasiyettir.
Üniversite yönetiminin görevi gereğini yapmak.
Sayıştay'ın görevi denetlemek.
Gazetecinin görevi ise yapılan açıklamaların ve başlatılan çalışmaların sonucunu takip etmek ve kamuoyu ile paylaşmak.
Hepsi bu…
Çünkü “gereği yapılacaktır” cümlesi, kamu yönetiminde son cümle olmamalı. Asıl cümle, “gereği yapıldı” olmalı. Akdeniz Üniversitesi'nde şimdi ölçülecek olan yalnızca taşınmazların metrekareleri değil.
Kira bedellerinin rakamları da değil. Ruhsatların tamamlanıp tamamlanmadığı da değil.
Asıl ölçülecek olan; kamu malına ne kadar sahip çıkıldığıdır.
Ve bunun cevabı da raporlarda değil, raporlardan sonra atılan somut adımlarda ortaya çıkacaktır.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Engin YILMAZ
Akdeniz Üniversitesinde kira var, metrekare var, peki, ya hesap?
Sayıştay’ın Akdeniz Üniversitesi’ne ilişkin tespitleri, kamu taşınmazlarının kullanımı, kira bedelleri ve bazı işletmelerin ruhsatları konusunda önemli soruları gündeme getiriyor. Şimdi gözler, tespitlerin ardından atılan adımlarda.
Bir üniversiteyi yalnızca derslikleri, laboratuvarları, akademik başarıları ve öğrenci sayısıyla değerlendirmek mümkün değil.
Çünkü üniversite aynı zamanda kamuya ait taşınmazların, kamu kaynaklarının ve kamu gelirlerinin yönetildiği büyük bir ekonomik yapı.
İşte bu nedenle Sayıştay denetimleri yalnızca muhasebe kayıtlarından ibaret olmadığını bilinmelidir.
Kamu kaynaklarının nasıl kullanıldığını, taşınmazların nasıl yönetildiğini ve kamu gelirlerinin ne ölçüde korunabildiğini gösteren önemli bir denetim mekanizmasıdır.
Onun için Akdeniz Üniversitesi'ne ilişkin denetim tespitleri de bu açıdan dikkat çekicidir.
Fiili kullanım alanları…
Kira bedelleri…
Ruhsatlar…
Kantinler ve kafeteryalar…
Ve bütün bunların merkezinde bir soru: Kamuya ait alanlar gerçekten kamu yararına uygun biçimde yönetiliyor mu?
Asıl mesele, Sayıştay'ın ortaya koyduğu tespitlerin ardından hangi işlemlerin yapıldığını ve kamu kaynağının nasıl korunduğunu takip etmek.
Gelelim konumuza:
OLBİA ÇARŞISI'NDA METREKARE HESABI
Akdeniz Üniversitesi sayıştay denetiminde dikkat çeken başlıklardan biri Olbia Çarşısı.
Rapora göre, 2019 öncesinde kiracılar tarafından projeye aykırı ve üniversitenin izni dışında oluşturulan bazı ek alanlar, sonraki yıllarda yapılan ihalelerde kira hesabına dahil edilmiş.
Ayrıca bu alanlar için yüzde 50 indirimli bir hesaplama yöntemi uygulandığı tespit edilmiş.
İşte burada çok basit ama önemli bir soru ortaya çıkıyor: Kamuya ait bir alan fiilen kullanılıyorsa, bunun bedeli neden gerçek kullanım ve güncel değer üzerinden hesaplanmasın?
Üniversite yönetiminin Sayıştay'a verdiği yanıtta ise kiraya verilen alanların sözleşmelerde belirtilen metrekareleri aşıp aşmadığının tespitine başlandığı, fazla kullanım belirlenmesi halinde geçmişe dönük bedel talep edileceği bildiriliyor.
Bu açıklama önemli.
Ama dosyayı da kapatmıyor tabi ki…
Tam tersine yeni sorular doğuruyor.
Kaç işletmede sözleşmedeki metrekare aşılmış?
Toplam fazla kullanım ne kadar?
Geçmişe dönük ne kadar bedel hesaplanacak?
Ve en önemlisi: Bu bedellerin ne kadarı tahsil edilecek? Zaten kamuoyunun bilmek istediği tam olarak bu.
KİRA BEDELİ İLE PİYASA DEĞERİ ARASINDAKİ FARK
Dosyanın ikinci önemli başlığı kira bedelleri.
Sayıştay denetiminde bazı taşınmazların kira bedellerinin yıllık TÜFE artışlarıyla güncellendiği, ancak geçmişte uygulanan yüzde 25'lik kira artış sınırı nedeniyle bazı kira bedellerinin güncel piyasa değerlerinin altında kaldığı belirtildi.
Burada da ki kritik mesele: Bir kamu taşınmazı beş yılını doldurmuşsa, yalnızca geçmişte uygulanan artış oranlarına bakmak yeterli mi?
Yoksa çevredeki benzer taşınmazların kira değerleri de dikkate alınmalı mı?
Sayıştay'ın tespiti, bazı taşınmazlarda beş yılı aşan kiralamalar için çevredeki emsal kira değerlerinin dikkate alınmadığı yönünde.
Bunun doğal sonucu ise şu: Üniversitenin elde edebileceği kira gelirinin düşük kalması.
Ancak burada hukuki açıdan önemli bir ayrım yapmak gerekiyor.
Sayıştay'ın tespit ettiği her eksiklik, otomatik olarak belirli bir kişi açısından kesinleşmiş sorumluluk ya da kesinleşmiş kamu zararı anlamına gelmez.
Bunun da altını çizmek gerekiyor.
Bunların hukuki ve mali sonuçları ilgili süreçler sonunda zamanla ortaya çıkar. Dolayısıyla gazetecinin görevi hüküm vermek değil. Rakamları takip etmektir.
Üniversite yönetimi de beş yılını dolduran taşınmazların kira bedellerinin uzmanlar tarafından yeniden değerlendirilmeye başlandığını ve yeni bedellerin kiracılara bildirildiğini açıklıyor.
Peki şimdi ne olacak?
Eski kira ile yeni kira arasındaki fark ne kadar?
Üniversitenin yıllık gelirinde ne kadar artış sağlandı?
Geçmiş dönemlere ilişkin gelir farkları için hangi işlem yapıldı? İşte bunların cevabı önemli.
KANTİNLER VE KAFETERYALAR
Bir başka başlık ise kampüsteki kantin ve kafeteryalar.
Sayıştay denetiminde bazı işletmeler açısından işyeri açma ve çalışma ruhsatı, gıda işletme kayıt belgesi ve çalışanların hijyen eğitimi belgeleri konusunda eksiklikler tespit edildiği belirtiliyor.
Üniversite yönetimi ise ruhsatlandırma işlemleri için başvurular yapıldığını ve sürecin devam ettiğini bildiriyor.
Peki, biz buna “evrak eksikliği” deyip geçebilir miyiz?
Bence hayır.
Çünkü söz konusu işletmeler doğrudan öğrencinin, akademisyenin ve üniversite çalışanının günlük yaşamının bir parçası.
Dolayısıyla ruhsat meselesi yalnızca bürokratik bir prosedür değildir.
Direk ıda güvenliği ve kamu sağlığıyla da ilgili bir konu.
Bir öğrencinin kampüs içerisinde tükettiği gıdanın güvenliğinden, çalışanların hijyen koşullarına kadar uzanan bir zincirden söz ediyoruz.
O nedenle sorulması gereken soru çok basit:
Eksiklikler giderildi mi?
Giderildiyse hangi tarihte?
Hangi işletmeler gerekli belgeleri tamamladı?
Hangi işletmeler hakkında sözleşme hükümleri uygulandı?
SAYIŞTAY TESPİT ETTİ. YA ŞİMDİ NE OLACAK?
Burada hakkaniyetli olmak gerekiyor. Dış denetim mekanizması çalışmış. Tespitler rapora yansımış. Üniversite yönetimi de bu tespitlerin ardından çeşitli çalışmalar başlattığını bildiriyor.
Ancak denetimin yapılması başka, tespit edilen sorunların tamamen çözülmesi başka.
Asıl mesele burada. Sayıştay tespit eder. İdare cevap verir. Çalışma başlatılır. Yeni düzenleme yapılır.
Peki sonuç?
Kamuoyunun görmek istediği, beklediği sonuç da bu.
Çünkü kurulan cümlede “çalışma başlatıldı” ile “sorun çözüldü” arasında çok büyük bir fark var.
CEVABI BEKLEYEN SORULAR
Şimdi önümüzde son derece somut sorular bulunuyor:
Fazladan kullanılan alanların toplam metrekare karşılığı nedir?
Bu alanlar için geçmişe dönük ne kadar bedel hesaplanacaktır?
Ne kadar tahsilat yapılmıştır?
Beş yılı aşan kaç kira sözleşmesi yeniden değerlendirilmiştir?
Yeni kira bedelleri üniversitenin gelirlerini ne kadar artırmıştır?
Ruhsat ve gıda güvenliği konusundaki eksikliklerin tamamı giderilmiş midir?
Hangi işletmeler hakkında sözleşme hükümleri uygulanmıştır?
Ve belki de en önemli soru:
Bu kontroller Sayıştay denetiminin ardından mı hız kazandı, yoksa üniversitenin kendi iç denetim mekanizması bunları daha önce düzenli olarak tespit ediyor muydu?
Bu sorunun cevabı, yalnızca bugünü değil, geçmişteki yönetim anlayışını da anlamamıza yardımcı olacaktır.
MESELE SADECE OLBİA DEĞİL
Bu dosyaya yalnızca Akdeniz Üniversitesi'nin belirli taşınmazları üzerinden bakmak da eksik olur.
Çünkü ortada daha büyük bir kamu yönetimi meselesi var: Kamu taşınmazları nasıl yönetiliyor?
Kira bedelleri nasıl belirleniyor?
Fiili kullanım nasıl denetleniyor?
Sözleşme şartlarına uyulup uyulmadığı ne sıklıkla kontrol ediliyor?
Kamu gelirlerinin eksik kalmaması için hangi mekanizmalar işletiliyor?
Ve en önemlisi:
Denetim yalnızca Sayıştay raporuna mı bırakılıyor?
Bunlar yalnızca üniversitenin değil, kamu yönetiminin genel kalitesini ilgilendiren sorular.
BİR METREKARE BİLE KAMU MALIDIR
Şunu özellikle vurgulamak gerekiyor: Bir metrekare bile kamu malıdır.
Bir lira bile kamu geliridir.
Dolayısıyla “küçük bir eksiklik” diyerek geçiştirilecek bir alan yoktur.
Çünkü kamu yönetiminde mesele yalnızca rakamın büyüklüğü değildir.
Mesele, kamu hakkına gösterilen hassasiyettir.
Üniversite yönetiminin görevi gereğini yapmak.
Sayıştay'ın görevi denetlemek.
Gazetecinin görevi ise yapılan açıklamaların ve başlatılan çalışmaların sonucunu takip etmek ve kamuoyu ile paylaşmak.
Hepsi bu…
Çünkü “gereği yapılacaktır” cümlesi, kamu yönetiminde son cümle olmamalı. Asıl cümle, “gereği yapıldı” olmalı. Akdeniz Üniversitesi'nde şimdi ölçülecek olan yalnızca taşınmazların metrekareleri değil.
Kira bedellerinin rakamları da değil. Ruhsatların tamamlanıp tamamlanmadığı da değil.
Asıl ölçülecek olan; kamu malına ne kadar sahip çıkıldığıdır.
Ve bunun cevabı da raporlarda değil, raporlardan sonra atılan somut adımlarda ortaya çıkacaktır.
YAZARLARIMIZ Tüm Yazarlarımız
Kendimizi dinlersek, yaşadığımız olaylar tesadüf değildir, yaşadığımız her acı deneyimden alacağımız bir ders mutlaka olmalıdır. Bu nedenle geçmişteki acıları ve acı deneyimleri hatırlayıp kendi kendimizi bitirmek yerine onlardan aldığımız dersleri hatırlayarak geleceğimize umutla bakabiliriz