Sevgili okurlar, tarih boyunca Türk milleti için vatan, üzerinde yaşanılan kuru bir topraktan; bayrak ise sadece bir kumaş parçasından çok daha fazlası olmuştur.
İstiklal Şairimiz Mehmet Akif Ersoy'un, "O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak" dizelerinde göklere çıkardığı al sancak; bu milletin şerefinin, haysiyetinin ve esarete karşı dimdik duruşunun en yalın sembolüdür. Tarihin her döneminde o sancağa uzanan kirli bir el karşısında Anadolu'nun bağrından bir yiğit çıkmış, canı pahasına onu yeniden ait olduğu yere, göklere taşımıştır. Maraş'ta yaşanan Bayrak Olayı ve bu hadisenin unutulmaz isimlerinden Rıdvan Hoca da işte bu ruhun en güçlü örneklerinden biridir.
İstiklal Marşı'nın ilk mısrası belki de bu hissiyatı en güzel şekilde özetler:
"Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak..."
Çünkü bu bayrak yalnızca bir devletin değil, bir milletin ortak hafızasının, hür yaşama iradesinin ve bağımsızlık aşkının sembolüdür. Kurtuluş Savaşı yıllarında Maraş'ta yaşanan Bayrak Olayı da bu sevdanın tarihe kazınmış en dikkat çekici hadiselerinden biridir.
Maraş’ta Sütçü İmam'ın ilk kurşunundan sonra şehirdeki gerginlik her geçen gün artıyordu. Fransız işgal kuvvetlerinin desteğini alan Ermeni çeteleri, Müslüman halka yönelik baskılarını artırırken sokaklarda huzur kalmamıştı. Fransız yönetimi ise Maraş üzerindeki hâkimiyetini daha güçlü şekilde hissettirmek istiyordu.
Bu amaçla Osmaniye Askerî Valisi Yüzbaşı Andre şehre gönderildi.
27 Kasım 1919 Perşembe gecesi, Hırlakyan ailesinin konağında onun şerefine gösterişli bir balo tertip edildi. Maraş tarihine geçen olaylardan biri de burada yaşandı.
Anlatılanlara göre, Yüzbaşı Andre konağın genç ve güzel kızı Helena'yı dansa davet etti. Ancak beklemediği bir cevap aldı.
"Kalesinde Türk bayrağı dalgalanan bir memlekette Fransızların ya da Ermenilerin hâkim olduğuna inanmıyorum. Bu yüzden sizinle dans edemem."
Kibri incinen Fransız komutan, Helena'nın gözleri önünde askerleriyle birlikte kaleye yürüyerek Türk bayrağını indirme emri verdi. O gece Maraş Kalesi'nden al sancak indirildi ve yerine Fransız bayrağı çekildi.
Ertesi sabah Maraşlılar alışık oldukları manzarayı göremedi.
Kalelerinde artık kendi bayrakları değil, Fransız bayrağı dalgalanıyordu.
Bu görüntü şehirde derin bir sessizlik ve büyük bir öfke meydana getirdi.
Şehrin saygın isimlerinden Avukat Mehmet Ali Kısakürek yaşananlara sessiz kalmadı. Kaleme aldığı "Âlem-i İslam'a Hitap" beyannamesi oğlu Şahap vasıtasıyla cami cami, sokak sokak dağıtıldı. Bildiri kısa sürede bütün Maraş'ta yankı buldu.
O gün dükkânlar açılmadı. İnsanlar çarşıda, sokaklarda ve kahvelerde aynı meseleyi konuşuyordu.
Cuma vakti geldiğinde Ulucami her zamankinden daha kalabalıktı. Caminin içi dolmuş, cemaat avluya ve bahçeye taşmıştı. Herkes aynı soruyu düşünüyor ama kimse ilk sözü söylemiyordu.
İşte tam bu sırada hutbeye çıkma sırası Rıdvan Hoca'ya geldi.
Minbere ağır adımlarla çıkan Rıdvan Hoca, o güne kadar alışılmış fıkhî kalıpların ötesine geçerek cemaatin vicdanına seslendi:
"Müslümanlar, bir beldede Cuma namazı kılmak için o beldenin hür olması gerekir. Eğer beldede hürriyet yoksa ve İslam sancağı dalgalanmıyorsa, orada Cuma namazı kılmak caiz değildir."
Cemaat, Şeyh Ali Sezai Efendi'nin de görüşünü sordu. Onun da bu sözleri tasdik eden fetvasıyla camideki sessizlik bir anda yerini büyük bir heyecana bıraktı.
Rivayete göre minberin yanındaki yeşil sancağı kapan bir vatan evladı,
"Bayrağımızı yerine koymak için kaleye hücum!" diye haykırdı.
Bir anda yüzlerce, ardından binlerce Maraşlı Ulucami'den çıkarak kaleye doğru yürümeye başladı. Aralarında Arslan Bey, Evliya Efendi, Şeyh Ali Sezai Efendi, Dr. Mustafa ve Aşıklıoğlu Hüseyin gibi şehrin önde gelen isimleri de vardı.
Silahlarından çok imanlarına güvenen bu insanlar kısa sürede kaleye ulaştılar.
Fransız bayrağı indirildi.
Rivayete göre bir köşeye atılmış bulunan Türk bayrağını Onbaşı Osman Erşan buldu ve büyük bir coşkuyla yeniden göndere çekti.
Tekbir sesleri Maraş semalarını doldurdu.
Anlatılanlara göre halk, o gün namazını camide değil, yeniden göklere yükselen o sancağın gölgesinde, hür bir beldenin insanları olarak eda etti.
Bayrak Olayı yalnızca Maraş'ta yaşanıp unutulan bir hadise olmadı. Haber kısa sürede Anadolu'nun dört bir yanına ve Avrupa basınına kadar ulaştı. İşgal altındaki bir şehirde silahsız insanların ortak bir kararla kendi bayraklarını yeniden göndere çekmesi büyük yankı uyandırdı.
Fransız yönetimi de yaşananların etkisini fark etti. Maraş'taki bu direnişin başka şehirlerde de benzer hareketleri tetikleyebileceği düşünülürken, Yüzbaşı Andre kısa süre sonra görevden alındı ve yerine yeni kuvvetlerle başka bir komutan gönderildi. Bayrak Olayı'nın tarihimizdeki önemi belki de tam burada yatmaktadır.
Bu hikâyede büyük ordular yoktur.
Uzun süren meydan savaşları yoktur. Bir avukatın yazdığı bir beyanname vardır.
Bir din adamının minberden yaptığı cesur bir konuşma vardır.
Bir âlimin verdiği fetva vardır.
Bir cemaatin ortak vicdanı vardır.
Bir avuç insanın, kendi bayrağını kendi elleriyle yeniden ait olduğu yere asma kararlılığı vardır.
Rıdvan Hoca'nın adı da işte bu yüzden Maraş direnişinin unutulmayan kahramanları arasında yer alır.
Maraş'ta yaşanan Bayrak Olayı bize bir gerçeği bir kez daha hatırlatıyor.
Bir milletin bağımsızlık mücadelesi yalnızca cephede verilmez.
Bazen bir kalenin burcunda...
Bazen bir çarşının ortasında...
Bazen bir caminin minberinde...
Ve bazen de bir bayrağın gölgesinde verilir.
Rıdvan Hoca'nın o Cuma günü minberden yükselen sesi, yalnızca Maraş'a değil, bütün Anadolu'ya hürriyetin sesini duyurmuştur. O ses, bir milletin bayrağına olan sevdasının, namusuna olan bağlılığının ve esarete asla boyun eğmeyeceğinin tarihe düşülmüş en anlamlı notlarından biri olarak hâlâ yankılanmaktadır.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Abdullah ŞAHİN
Maraşlı Rıdvan Hoca ve bayrak olayı
Sevgili okurlar, tarih boyunca Türk milleti için vatan, üzerinde yaşanılan kuru bir topraktan; bayrak ise sadece bir kumaş parçasından çok daha fazlası olmuştur.
İstiklal Şairimiz Mehmet Akif Ersoy'un, "O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak" dizelerinde göklere çıkardığı al sancak; bu milletin şerefinin, haysiyetinin ve esarete karşı dimdik duruşunun en yalın sembolüdür. Tarihin her döneminde o sancağa uzanan kirli bir el karşısında Anadolu'nun bağrından bir yiğit çıkmış, canı pahasına onu yeniden ait olduğu yere, göklere taşımıştır. Maraş'ta yaşanan Bayrak Olayı ve bu hadisenin unutulmaz isimlerinden Rıdvan Hoca da işte bu ruhun en güçlü örneklerinden biridir.
İstiklal Marşı'nın ilk mısrası belki de bu hissiyatı en güzel şekilde özetler:
"Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak..."
Çünkü bu bayrak yalnızca bir devletin değil, bir milletin ortak hafızasının, hür yaşama iradesinin ve bağımsızlık aşkının sembolüdür. Kurtuluş Savaşı yıllarında Maraş'ta yaşanan Bayrak Olayı da bu sevdanın tarihe kazınmış en dikkat çekici hadiselerinden biridir.
Maraş’ta Sütçü İmam'ın ilk kurşunundan sonra şehirdeki gerginlik her geçen gün artıyordu. Fransız işgal kuvvetlerinin desteğini alan Ermeni çeteleri, Müslüman halka yönelik baskılarını artırırken sokaklarda huzur kalmamıştı. Fransız yönetimi ise Maraş üzerindeki hâkimiyetini daha güçlü şekilde hissettirmek istiyordu.
Bu amaçla Osmaniye Askerî Valisi Yüzbaşı Andre şehre gönderildi.
27 Kasım 1919 Perşembe gecesi, Hırlakyan ailesinin konağında onun şerefine gösterişli bir balo tertip edildi. Maraş tarihine geçen olaylardan biri de burada yaşandı.
Anlatılanlara göre, Yüzbaşı Andre konağın genç ve güzel kızı Helena'yı dansa davet etti. Ancak beklemediği bir cevap aldı.
"Kalesinde Türk bayrağı dalgalanan bir memlekette Fransızların ya da Ermenilerin hâkim olduğuna inanmıyorum. Bu yüzden sizinle dans edemem."
Kibri incinen Fransız komutan, Helena'nın gözleri önünde askerleriyle birlikte kaleye yürüyerek Türk bayrağını indirme emri verdi. O gece Maraş Kalesi'nden al sancak indirildi ve yerine Fransız bayrağı çekildi.
Ertesi sabah Maraşlılar alışık oldukları manzarayı göremedi.
Kalelerinde artık kendi bayrakları değil, Fransız bayrağı dalgalanıyordu.
Bu görüntü şehirde derin bir sessizlik ve büyük bir öfke meydana getirdi.
Şehrin saygın isimlerinden Avukat Mehmet Ali Kısakürek yaşananlara sessiz kalmadı. Kaleme aldığı "Âlem-i İslam'a Hitap" beyannamesi oğlu Şahap vasıtasıyla cami cami, sokak sokak dağıtıldı. Bildiri kısa sürede bütün Maraş'ta yankı buldu.
O gün dükkânlar açılmadı. İnsanlar çarşıda, sokaklarda ve kahvelerde aynı meseleyi konuşuyordu.
Cuma vakti geldiğinde Ulucami her zamankinden daha kalabalıktı. Caminin içi dolmuş, cemaat avluya ve bahçeye taşmıştı. Herkes aynı soruyu düşünüyor ama kimse ilk sözü söylemiyordu.
İşte tam bu sırada hutbeye çıkma sırası Rıdvan Hoca'ya geldi.
Minbere ağır adımlarla çıkan Rıdvan Hoca, o güne kadar alışılmış fıkhî kalıpların ötesine geçerek cemaatin vicdanına seslendi:
"Müslümanlar, bir beldede Cuma namazı kılmak için o beldenin hür olması gerekir. Eğer beldede hürriyet yoksa ve İslam sancağı dalgalanmıyorsa, orada Cuma namazı kılmak caiz değildir."
Cemaat, Şeyh Ali Sezai Efendi'nin de görüşünü sordu. Onun da bu sözleri tasdik eden fetvasıyla camideki sessizlik bir anda yerini büyük bir heyecana bıraktı.
Rivayete göre minberin yanındaki yeşil sancağı kapan bir vatan evladı,
"Bayrağımızı yerine koymak için kaleye hücum!" diye haykırdı.
Bir anda yüzlerce, ardından binlerce Maraşlı Ulucami'den çıkarak kaleye doğru yürümeye başladı. Aralarında Arslan Bey, Evliya Efendi, Şeyh Ali Sezai Efendi, Dr. Mustafa ve Aşıklıoğlu Hüseyin gibi şehrin önde gelen isimleri de vardı.
Silahlarından çok imanlarına güvenen bu insanlar kısa sürede kaleye ulaştılar.
Fransız bayrağı indirildi.
Rivayete göre bir köşeye atılmış bulunan Türk bayrağını Onbaşı Osman Erşan buldu ve büyük bir coşkuyla yeniden göndere çekti.
Tekbir sesleri Maraş semalarını doldurdu.
Anlatılanlara göre halk, o gün namazını camide değil, yeniden göklere yükselen o sancağın gölgesinde, hür bir beldenin insanları olarak eda etti.
Bayrak Olayı yalnızca Maraş'ta yaşanıp unutulan bir hadise olmadı. Haber kısa sürede Anadolu'nun dört bir yanına ve Avrupa basınına kadar ulaştı. İşgal altındaki bir şehirde silahsız insanların ortak bir kararla kendi bayraklarını yeniden göndere çekmesi büyük yankı uyandırdı.
Fransız yönetimi de yaşananların etkisini fark etti. Maraş'taki bu direnişin başka şehirlerde de benzer hareketleri tetikleyebileceği düşünülürken, Yüzbaşı Andre kısa süre sonra görevden alındı ve yerine yeni kuvvetlerle başka bir komutan gönderildi. Bayrak Olayı'nın tarihimizdeki önemi belki de tam burada yatmaktadır.
Bu hikâyede büyük ordular yoktur.
Uzun süren meydan savaşları yoktur. Bir avukatın yazdığı bir beyanname vardır.
Bir din adamının minberden yaptığı cesur bir konuşma vardır.
Bir âlimin verdiği fetva vardır.
Bir cemaatin ortak vicdanı vardır.
Bir avuç insanın, kendi bayrağını kendi elleriyle yeniden ait olduğu yere asma kararlılığı vardır.
Rıdvan Hoca'nın adı da işte bu yüzden Maraş direnişinin unutulmayan kahramanları arasında yer alır.
Maraş'ta yaşanan Bayrak Olayı bize bir gerçeği bir kez daha hatırlatıyor.
Bir milletin bağımsızlık mücadelesi yalnızca cephede verilmez.
Bazen bir kalenin burcunda...
Bazen bir çarşının ortasında...
Bazen bir caminin minberinde...
Ve bazen de bir bayrağın gölgesinde verilir.
Rıdvan Hoca'nın o Cuma günü minberden yükselen sesi, yalnızca Maraş'a değil, bütün Anadolu'ya hürriyetin sesini duyurmuştur. O ses, bir milletin bayrağına olan sevdasının, namusuna olan bağlılığının ve esarete asla boyun eğmeyeceğinin tarihe düşülmüş en anlamlı notlarından biri olarak hâlâ yankılanmaktadır.
YAZARLARIMIZ Tüm Yazarlarımız
15 Temmuz 2016 Cuma gecesi yer yerinden oynadı. Bir kâbustu... 52 yıla 4 askeri darbe sığdırmıştık, beşincisi neyse ki kalkışma ve girişim boyutunda kaldı. Ancak o gecenin can acıtıcı her sahnesi kuşkusuz bu ülkenin zihninde derin izler bıraktı. Halkına silah çeken asker, Meclis’in, bu ülkenin insa