Gerçekten enteresan bir halk kitlemiz var, haksız mıyım? Şöyle arkamıza yaslanıp tarihsel süreci biraz incelediğimizde bu gerçeği çok daha net görebiliyoruz.
Biz, bir gün arkasından heyecanla koştuğu lidere, ertesi gün hiç çekinmeden beddua edebilen bir toplumsal yapıya sahibiz.
Çoğumuz bu duruma hayretle bakıyor, şaşırıp kalıyor. Hatta eminim çevrenizde bu tür keskin dönüşlere şahit olduğunuzda şu cümleyi kurmaktan kendinizi alamamışsınızdır:
"Yok artık! Daha dün onun arkasından gidiyor, yere göğe sığdıramıyordu; bugün arkasından lanet okuyor!"
Tanıdık geldi, değil mi?
Bu sahneleri ve söylemleri en çok nerede görüyoruz?
Elbette siyaset sahnesinde. Gelin, bu durumun en çarpıcı örneği için Türk demokrasisinin ilk yıllarına, tarihin tozlu sayfalarına birlikte uzanalım.
BİR YANIMIZ "HÜRRİYET", BİR YANIMIZ "PADİŞAHIM ÇOK YAŞA!"
İkinci Meşrutiyet'in ilan edildiği o tarihi günleri hayal edin. İstanbul'un neredeyse her köşe başında bir hatip çıkmış, etrafına toplanan devasa kalabalıkları coşturuyor. Hatip kürsüden bağırıyor:
“Vatandaşlar! 33 seneden beri hain bir idarenin, zalim bir istibdadın kahrı altında inleyen...”
Sokaktaki halk, bu konuşmayı muazzam bir heyecan ve gözyaşları içinde dinliyor. Konuşma bittiği an meydanlar tek bir ağızdan inliyor:
Peki, sıkı durun. Aynı günlerde, Cuma Selamlığı'nda Sultan II. Abdülhamit'i gördüğü zaman coşkuyla ileriye atılıp, “Padişahım çok yaşa!” diye bağıran kimdi dersiniz?
Evet, doğru tahmin ettiniz. Tam olarak aynı halk, aynı kalabalıktı.
KİTLELERİN BİLİNÇALTI: ESEN RÜZGÂRA GÖRE DALGALANMAK
Peki, insan sormadan edemiyor:
Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu? Bir toplum nasıl bu kadar kısa sürede iki uç noktaya savrulabilir?
Aslında cevap, sosyolojinin ve psikolojinin temelinde gizli. Bu tür davranışlar, yığın psikolojisinde (kitle psikolojisi) her zaman mümkündür. Çünkü sokaktaki kalabalık, kendi iradesiyle değil, esen rüzgârlara göre dalgalanır. Sokak kalabalıkları ne yazık ki her zaman şuurlu, yani bilinçli bir şekilde hareket etmezler.
Kalabalıklar;
Unutkandır, dün ne olduğunu çabuk siler. Kaypaktır, safı hızlı değişir. Hem uysal hem hiddetlidir, ayarı yoktur.
Ama tüm bu karmaşık hâllerinin ötesinde, kalabalıkların en güçlü içgüdülerinden biri nedir biliyor musunuz?
Başında gördüğü efendiye, yani otoriteye baş eğmek.
DÜNÜ ANLAMADAN BUGÜNÜ YORUMLAMAK
Kitle psikolojisinin hamurunda tezatlar, çelişkiler vardır sevgili okur.
Bugün lanetlediğini yarın baş tacı edebileceği gibi, bugün göklere çıkardığını da yarın bir kaşık suda boğmak isteyebilir. Bu çelişkileri kişisel tutarsızlıklardan ziyade; zamana, şartlara, özetle o gün esen rüzgâra göre değerlendirmek en doğrusudur.
Şunu asla unutmamalıyız:
Dünü anlamadan bugünü yorumlamak, kelimenin tam anlamıyla yargısız infaz yapmaktır.
Eğer geçmişte yaşanan bu kırılmaları, bu toplumsal refleksleri doğru okuyabilirsek, bugün televizyon ekranlarında ya da sosyal medyada gördüğümüz o "büyük dönüşleri" çok daha iyi anlamlandırabiliriz.
Tarih, tekerrürden ibaret derler ya; aslında sadece insan doğası aynı kalıyor.
Sonuç olarak, bu tarihsel tablodan herkesin payına bir kıssadan hisse düşsün.
Bakalım bugünün rüzgârları yarın bizi hangi alkışlarla ya da hangi yuhulamalarla karşı karşıya getirecek?
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Abdullah ŞAHİN
Dün alkışlanıp, bugün lanetlenenler
Gerçekten enteresan bir halk kitlemiz var, haksız mıyım? Şöyle arkamıza yaslanıp tarihsel süreci biraz incelediğimizde bu gerçeği çok daha net görebiliyoruz.
Biz, bir gün arkasından heyecanla koştuğu lidere, ertesi gün hiç çekinmeden beddua edebilen bir toplumsal yapıya sahibiz.
Çoğumuz bu duruma hayretle bakıyor, şaşırıp kalıyor. Hatta eminim çevrenizde bu tür keskin dönüşlere şahit olduğunuzda şu cümleyi kurmaktan kendinizi alamamışsınızdır:
"Yok artık! Daha dün onun arkasından gidiyor, yere göğe sığdıramıyordu; bugün arkasından lanet okuyor!"
Tanıdık geldi, değil mi?
Bu sahneleri ve söylemleri en çok nerede görüyoruz?
Elbette siyaset sahnesinde. Gelin, bu durumun en çarpıcı örneği için Türk demokrasisinin ilk yıllarına, tarihin tozlu sayfalarına birlikte uzanalım.
BİR YANIMIZ "HÜRRİYET", BİR YANIMIZ "PADİŞAHIM ÇOK YAŞA!"
İkinci Meşrutiyet'in ilan edildiği o tarihi günleri hayal edin. İstanbul'un neredeyse her köşe başında bir hatip çıkmış, etrafına toplanan devasa kalabalıkları coşturuyor. Hatip kürsüden bağırıyor:
“Vatandaşlar! 33 seneden beri hain bir idarenin, zalim bir istibdadın kahrı altında inleyen...”
Sokaktaki halk, bu konuşmayı muazzam bir heyecan ve gözyaşları içinde dinliyor. Konuşma bittiği an meydanlar tek bir ağızdan inliyor:
“Yaşasın Hürriyet, kahrolsun İstibdat! Yaşasın Niyaziler, Enverler!”
Peki, sıkı durun. Aynı günlerde, Cuma Selamlığı'nda Sultan II. Abdülhamit'i gördüğü zaman coşkuyla ileriye atılıp, “Padişahım çok yaşa!” diye bağıran kimdi dersiniz?
Evet, doğru tahmin ettiniz. Tam olarak aynı halk, aynı kalabalıktı.
KİTLELERİN BİLİNÇALTI: ESEN RÜZGÂRA GÖRE DALGALANMAK
Peki, insan sormadan edemiyor:
Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu? Bir toplum nasıl bu kadar kısa sürede iki uç noktaya savrulabilir?
Aslında cevap, sosyolojinin ve psikolojinin temelinde gizli. Bu tür davranışlar, yığın psikolojisinde (kitle psikolojisi) her zaman mümkündür. Çünkü sokaktaki kalabalık, kendi iradesiyle değil, esen rüzgârlara göre dalgalanır. Sokak kalabalıkları ne yazık ki her zaman şuurlu, yani bilinçli bir şekilde hareket etmezler.
Kalabalıklar;
Unutkandır, dün ne olduğunu çabuk siler. Kaypaktır, safı hızlı değişir. Hem uysal hem hiddetlidir, ayarı yoktur.
Ama tüm bu karmaşık hâllerinin ötesinde, kalabalıkların en güçlü içgüdülerinden biri nedir biliyor musunuz?
Başında gördüğü efendiye, yani otoriteye baş eğmek.
DÜNÜ ANLAMADAN BUGÜNÜ YORUMLAMAK
Kitle psikolojisinin hamurunda tezatlar, çelişkiler vardır sevgili okur.
Bugün lanetlediğini yarın baş tacı edebileceği gibi, bugün göklere çıkardığını da yarın bir kaşık suda boğmak isteyebilir. Bu çelişkileri kişisel tutarsızlıklardan ziyade; zamana, şartlara, özetle o gün esen rüzgâra göre değerlendirmek en doğrusudur.
Şunu asla unutmamalıyız:
Dünü anlamadan bugünü yorumlamak, kelimenin tam anlamıyla yargısız infaz yapmaktır.
Eğer geçmişte yaşanan bu kırılmaları, bu toplumsal refleksleri doğru okuyabilirsek, bugün televizyon ekranlarında ya da sosyal medyada gördüğümüz o "büyük dönüşleri" çok daha iyi anlamlandırabiliriz.
Tarih, tekerrürden ibaret derler ya; aslında sadece insan doğası aynı kalıyor.
Sonuç olarak, bu tarihsel tablodan herkesin payına bir kıssadan hisse düşsün.
Bakalım bugünün rüzgârları yarın bizi hangi alkışlarla ya da hangi yuhulamalarla karşı karşıya getirecek?
YAZARLARIMIZ Tüm Yazarlarımız
Bayram öncesi güzel şeyler düşünmek, moral verici sözler söylemek istiyorum. Yaşamım boyunca Kurban bayramını hep farklı görmüşümdür. Bir tuhaf gelir bu bayram bana. Kan akıtılır, binlerce, milyonlarca hayvan kesilir. Kesilirken asla bakamam. Çocuklara da baktırılmasını doğru görmem ama özellikle ba