Şimdiki gibi sadece resmi tatil değildi bayramlar. İnsanların birbirine daha çok yaklaştığı, kırgınlıkların unutulduğu, sofraların bereketlendiği, gönüllerin birleştiği mübarek günlerdi.
Şimdi dönüp geçmişe bakınca insanın içi burkuluyor…Çünkü eski bayramların tadı da, kokusu da, samimiyeti de bambaşkaydı.
Eskiden bayram hazırlıkları günler öncesinden başlardı. Evlerde hummalı bir telaş olurdu. Anneler baklava açar, börek yapar, çocuklara bayramlık kıyafet alınırdı. Yeni alınan ayakkabılar başucunda durur, çocuklar heyecandan uyuyamazdı.
Arefe günü mezarlıklar ziyaret edilirdi. Dualar okunur, geçmişler unutulmazdı. İnsanlar sadece yaşayanları değil, toprağın altındakileri de hatırlardı. Çünkü o zamanlar vefa vardı…
Bayram sabahı ezanıyla birlikte herkes ayağa kalkardı. Erkekler temiz elbiselerini giyer, çocuklar büyüklerinin peşine takılıp camiye giderdi. Caminin avlusunda herkes birbirine sarılırdı. Fakir-zengin ayrımı olmazdı.
Herkes aynı safta omuz omuza dururdu.
Şimdi düşünüyorum da…Asıl zenginlik o günlerdeymiş.
Çünkü insanların cebinde belki fazla para yoktu ama gönlü zengindi. Bir tabak kavurma sadece bir eve ait olmazdı. Komşuya gitmeden sofraya oturulmazdı. Mahallede ihtiyaç sahibi varsa mutlaka gözetilirdi.
Eskiden komşuluk vardı…Hem de öyle böyle değil…
Komşunun kapısı kilitli olsa bile içeri girilip su içilecek kadar samimiyet vardı. Mahallede biri kurban kestiyse kokusu bütün sokağa yayılır, o etten herkesin payına düşerdi. Bir tepside kavurma hazırlanır, çocukların eline verilir, “Önce komşulara dağıtın” denirdi.
Kimsenin kapısı boş geçilmezdi.
Yaşlı bir teyze yalnız mı yaşıyor? Hemen kapısı çalınırdı. Fakir bir aile mi var? Sessizce yardım bırakılırdı. İnsanlar iyiliği gösteriş için değil, Allah rızası için yapardı.
Bir komşunun çocuğunun ayağında ayakkabı yoksa bütün mahalle bunu kendine dert edinirdi. Çünkü eskiden insanlar sadece kendi evinden değil, sokağından da sorumluydu.
Ve en önemlisi…Eskiden büyüğe saygı, küçüğe sevgi vardı…
Mahallede yaşlı bir insan geçtiğinde herkes ayağa kalkardı. Büyüklerin yanında yüksek sesle konuşulmazdı. Anne babanın sözü dinlenirdi. Dede ve nineler evlerin bereketi sayılırdı.
Bayram sabahı çocuklar önce büyüklerinin elini öperdi. Büyükler de çocukların başını okşar, harçlık verir, dua ederdi. O duaların bereketi vardı…
Şimdi ise birçok yerde saygı azaldı. Büyüklerin sözü nasihat değil yük gibi görülmeye başlandı. Küçüklere sevgi yerine öfke gösteren insanlar çoğaldı. Oysa bir toplumu ayakta tutan şey; saygı ve sevgidir.
Eskiden insanlar birbirine “emanet” gözüyle bakardı. Mahallede bir çocuk yaramazlık yaptığında sadece anne babası değil, bütün mahalle sahip çıkardı. Çünkü herkes birbirinin evladıydı adeta…
Şimdi ise aynı apartmanda yıllarca oturup birbirinin adını bilmeyen insanlar var. Yan dairede kim hasta, kim aç, kim dertli bilen yok… Çünkü betonlar büyüdü ama gönüller küçüldü.
Eskiden bayram ziyaretleri vardı…Amcalar, dayılar, teyzeler, halalar bir araya gelir; küçücük evlerin içine kocaman mutluluklar sığardı. Çocuk sesleri sokaklardan eksik olmazdı. Büyükler eski günleri anlatır, gençler saygıyla dinlerdi.
Şimdi ise aynı evin içinde bile herkesin elinde bir telefon var.Sohbet azaldı…Muhabbet azaldı…Samimiyet azaldı…
Bir mesaj gönderip görevimizi yaptığımızı sanıyoruz.Oysa bayram; mesaj atmak değil, kapı çalmaktır.Bayram; paylaşmaktır.Bayram; hatırlamaktır.
Bugün neden eski bayramları bulamıyoruz biliyor musunuz?
Çünkü artık insanlar birbirinin halini sormuyor.Komşusunun aç olup olmadığını bilmiyor.Yaşlı anne babasını huzurevine bırakıp tatile giden evlatların olduğu bir dönemde yaşıyoruz.
Eskiden büyükler baş tacıydı. Şimdi çoğu insan anne babasına ayıracak vakit bulamıyor. Oysa bir bayramın en büyük bereketi, büyüklerin duasını almaktı.
Çocuklar da değişti…Eskiden sokakta oynayan çocuklar şimdi ekranlara mahkûm oldu. Mendil kapmaca, saklambaç, misket oyunları yerini sanal dünyaya bıraktı. Çocuklar artık bayram sabahını değil, internet şifresini merak ediyor.
Belki teknoloji gelişti…Belki şehirler büyüdü…Ama insanlık küçüldü sanki…
Eskiden insanlar birbirine daha yakındı. Şimdi kilometreler değil, gönüller uzak. Aynı sofraya oturup birbirine yabancı gibi davranan insanlar var artık.
Bir başka gerçek daha var…
Eskiden bayramlarda gösteriş yoktu. Kimsenin ne giydiğine, ne kadar parası olduğuna bakılmazdı. Şimdi ise sosyal medya için yaşayan bir toplum oluştu. İnsanlar bayramı yaşamak yerine paylaşmaya çalışıyor.
Oysa gerçek bayram; bir yetimin yüzünü güldürmektir.Bir yaşlının elini öpmektir.Bir komşunun kapısını çalmaktır.Bir garibin duasını almaktır.
Kurban Bayramı sadece et kesmek değildir.Asıl mesele; kibri kesmektir, bencilliği kesmektir, kırgınlığı kesmektir.
Eskiden insanlar bayramı Allah rızası için yaşardı. Şimdi birçok kişi sadece tatil olarak görüyor. İşte belki de bu yüzden eski bayramların tadını bulamıyoruz.
Ama yine de umut var…
Çünkü o güzel gelenekleri yaşatmak bizim elimizde.Bir kapıyı çalmak zor değil…Bir gönül almak zor değil…Bir yetimi sevindirmek zor değil…Bir komşuyu hatırlamak zor değil…
Yeter ki isteyelim…
Belki eski günler geri gelmez…Belki çocukluğumuzdaki o bayram sabahlarını bir daha yaşayamayız…Ama çocuklarımıza o ruhu bırakabiliriz.
Çünkü bayram; sadece bir gün değil, bir vicdan meselesidir.
Ve unutmayalım…
Bir toplum büyüğüne saygıyı, küçüğüne sevgiyi kaybettiği gün; sadece bayramlarını değil, değerlerini de kaybetmeye başlar…
Rabbim bizlere; paylaşmayı bilen, büyüklerini unutmayan, komşusunun derdiyle dertlenen, gerçek bayramların kıymetini bilen bir toplum olmayı yeniden nasip etsin…
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Abdülkadir DURGUT
Bizim memlekette eski bayramlar…
Bizim memlekette bayramlar bir başka olurdu…
Şimdiki gibi sadece resmi tatil değildi bayramlar. İnsanların birbirine daha çok yaklaştığı, kırgınlıkların unutulduğu, sofraların bereketlendiği, gönüllerin birleştiği mübarek günlerdi.
Şimdi dönüp geçmişe bakınca insanın içi burkuluyor…Çünkü eski bayramların tadı da, kokusu da, samimiyeti de bambaşkaydı.
Eskiden bayram hazırlıkları günler öncesinden başlardı. Evlerde hummalı bir telaş olurdu. Anneler baklava açar, börek yapar, çocuklara bayramlık kıyafet alınırdı. Yeni alınan ayakkabılar başucunda durur, çocuklar heyecandan uyuyamazdı.
Arefe günü mezarlıklar ziyaret edilirdi. Dualar okunur, geçmişler unutulmazdı. İnsanlar sadece yaşayanları değil, toprağın altındakileri de hatırlardı. Çünkü o zamanlar vefa vardı…
Bayram sabahı ezanıyla birlikte herkes ayağa kalkardı. Erkekler temiz elbiselerini giyer, çocuklar büyüklerinin peşine takılıp camiye giderdi. Caminin avlusunda herkes birbirine sarılırdı. Fakir-zengin ayrımı olmazdı.
Herkes aynı safta omuz omuza dururdu.
Şimdi düşünüyorum da…Asıl zenginlik o günlerdeymiş.
Çünkü insanların cebinde belki fazla para yoktu ama gönlü zengindi. Bir tabak kavurma sadece bir eve ait olmazdı. Komşuya gitmeden sofraya oturulmazdı. Mahallede ihtiyaç sahibi varsa mutlaka gözetilirdi.
Eskiden komşuluk vardı…Hem de öyle böyle değil…
Komşunun kapısı kilitli olsa bile içeri girilip su içilecek kadar samimiyet vardı. Mahallede biri kurban kestiyse kokusu bütün sokağa yayılır, o etten herkesin payına düşerdi. Bir tepside kavurma hazırlanır, çocukların eline verilir, “Önce komşulara dağıtın” denirdi.
Kimsenin kapısı boş geçilmezdi.
Yaşlı bir teyze yalnız mı yaşıyor? Hemen kapısı çalınırdı. Fakir bir aile mi var? Sessizce yardım bırakılırdı. İnsanlar iyiliği gösteriş için değil, Allah rızası için yapardı.
Bir komşunun çocuğunun ayağında ayakkabı yoksa bütün mahalle bunu kendine dert edinirdi. Çünkü eskiden insanlar sadece kendi evinden değil, sokağından da sorumluydu.
Ve en önemlisi…Eskiden büyüğe saygı, küçüğe sevgi vardı…
Mahallede yaşlı bir insan geçtiğinde herkes ayağa kalkardı. Büyüklerin yanında yüksek sesle konuşulmazdı. Anne babanın sözü dinlenirdi. Dede ve nineler evlerin bereketi sayılırdı.
Bayram sabahı çocuklar önce büyüklerinin elini öperdi. Büyükler de çocukların başını okşar, harçlık verir, dua ederdi. O duaların bereketi vardı…
Şimdi ise birçok yerde saygı azaldı. Büyüklerin sözü nasihat değil yük gibi görülmeye başlandı. Küçüklere sevgi yerine öfke gösteren insanlar çoğaldı. Oysa bir toplumu ayakta tutan şey; saygı ve sevgidir.
Eskiden insanlar birbirine “emanet” gözüyle bakardı. Mahallede bir çocuk yaramazlık yaptığında sadece anne babası değil, bütün mahalle sahip çıkardı. Çünkü herkes birbirinin evladıydı adeta…
Şimdi ise aynı apartmanda yıllarca oturup birbirinin adını bilmeyen insanlar var. Yan dairede kim hasta, kim aç, kim dertli bilen yok… Çünkü betonlar büyüdü ama gönüller küçüldü.
Eskiden bayram ziyaretleri vardı…Amcalar, dayılar, teyzeler, halalar bir araya gelir; küçücük evlerin içine kocaman mutluluklar sığardı. Çocuk sesleri sokaklardan eksik olmazdı. Büyükler eski günleri anlatır, gençler saygıyla dinlerdi.
Şimdi ise aynı evin içinde bile herkesin elinde bir telefon var.Sohbet azaldı…Muhabbet azaldı…Samimiyet azaldı…
Bir mesaj gönderip görevimizi yaptığımızı sanıyoruz.Oysa bayram; mesaj atmak değil, kapı çalmaktır.Bayram; paylaşmaktır.Bayram; hatırlamaktır.
Bugün neden eski bayramları bulamıyoruz biliyor musunuz?
Çünkü artık insanlar birbirinin halini sormuyor.Komşusunun aç olup olmadığını bilmiyor.Yaşlı anne babasını huzurevine bırakıp tatile giden evlatların olduğu bir dönemde yaşıyoruz.
Eskiden büyükler baş tacıydı. Şimdi çoğu insan anne babasına ayıracak vakit bulamıyor. Oysa bir bayramın en büyük bereketi, büyüklerin duasını almaktı.
Çocuklar da değişti…Eskiden sokakta oynayan çocuklar şimdi ekranlara mahkûm oldu. Mendil kapmaca, saklambaç, misket oyunları yerini sanal dünyaya bıraktı. Çocuklar artık bayram sabahını değil, internet şifresini merak ediyor.
Belki teknoloji gelişti…Belki şehirler büyüdü…Ama insanlık küçüldü sanki…
Eskiden insanlar birbirine daha yakındı. Şimdi kilometreler değil, gönüller uzak. Aynı sofraya oturup birbirine yabancı gibi davranan insanlar var artık.
Bir başka gerçek daha var…
Eskiden bayramlarda gösteriş yoktu. Kimsenin ne giydiğine, ne kadar parası olduğuna bakılmazdı. Şimdi ise sosyal medya için yaşayan bir toplum oluştu. İnsanlar bayramı yaşamak yerine paylaşmaya çalışıyor.
Oysa gerçek bayram; bir yetimin yüzünü güldürmektir.Bir yaşlının elini öpmektir.Bir komşunun kapısını çalmaktır.Bir garibin duasını almaktır.
Kurban Bayramı sadece et kesmek değildir.Asıl mesele; kibri kesmektir, bencilliği kesmektir, kırgınlığı kesmektir.
Eskiden insanlar bayramı Allah rızası için yaşardı. Şimdi birçok kişi sadece tatil olarak görüyor. İşte belki de bu yüzden eski bayramların tadını bulamıyoruz.
Ama yine de umut var…
Çünkü o güzel gelenekleri yaşatmak bizim elimizde.Bir kapıyı çalmak zor değil…Bir gönül almak zor değil…Bir yetimi sevindirmek zor değil…Bir komşuyu hatırlamak zor değil…
Yeter ki isteyelim…
Belki eski günler geri gelmez…Belki çocukluğumuzdaki o bayram sabahlarını bir daha yaşayamayız…Ama çocuklarımıza o ruhu bırakabiliriz.
Çünkü bayram; sadece bir gün değil, bir vicdan meselesidir.
Ve unutmayalım…
Bir toplum büyüğüne saygıyı, küçüğüne sevgiyi kaybettiği gün; sadece bayramlarını değil, değerlerini de kaybetmeye başlar…
Rabbim bizlere; paylaşmayı bilen, büyüklerini unutmayan, komşusunun derdiyle dertlenen, gerçek bayramların kıymetini bilen bir toplum olmayı yeniden nasip etsin…
YAZARLARIMIZ Tüm Yazarlarımız
Bayram öncesi güzel şeyler düşünmek, moral verici sözler söylemek istiyorum. Yaşamım boyunca Kurban bayramını hep farklı görmüşümdür. Bir tuhaf gelir bu bayram bana. Kan akıtılır, binlerce, milyonlarca hayvan kesilir. Kesilirken asla bakamam. Çocuklara da baktırılmasını doğru görmem ama özellikle ba