Elime geçen, ülkemizdeki azınlıkların tarihini anlatan bir kitabı okurken çocukluğum bir film şeridi gibi gözümün önünden geçti.
Medeniyetlerin buluştuğu ata toprağında büyüdüm.
Çocukluk arkadaşlarımdan Corc, Rum kökenliydi; Hristiyan'dı. Yakup ise Musevi inancına mensuptu.
Bugün geriye dönüp baktığımda aklımda kalan ne etnik kökenleri ne de inançlarıdır.
Bir gün öğle yemeğini Corc'un ailesinin sofrasında yer, ertesi sabah Yakup'un da katıldığı kahvaltıyı bizim evimizde yapardık. Aynı okulun sıralarını paylaşır, aynı mahallenin futbol takımında aynı formayı giyerdik. Sevinçlerimiz de ortaktı, üzüntülerimiz de... Biz birbirimize kim olduğumuzu değil, nasıl insan olduğumuzu sorardık.
Okuduğum kitapta, Çanakkale'de gösterdiği fedakârlıkla hafızalarda yer eden Rum kökenli Er Vasili'den, Kızılay'ın kuruluşunda önemli katkıları bulunan Marco Paşa'dan ve Nobel ödüllü iktisatçı Daron Acemoğlu'ndan söz ediliyordu.
Fakat beni en çok etkileyen isim, tek bir sözüyle düşünce dünyamda yeni bir pencere açan filozof " İoanna Kuçuradi " oldu:
"Saygı, fikirlere değil; insana duyulur."
Bu, yalnızca bir felsefe cümlesi değildir. Birlikte yaşamanın, birlikte üretmenin ve ortak bir gelecek kurmanın temel ilkesidir.
Yaşamı boyunca karşılaştığı güçlüklere rağmen bilimden ve insan hakları mücadelesinden vazgeçmeyen Kuçuradi; Erzurum'dan Hacettepe'ye uzanan akademik yolculuğunda ülkemizde felsefenin ve insan hakları düşüncesinin gelişmesine önemli katkılar sunmuştur.
Elbette aklımıza başka isimler de geliyor...
İlber Ortaylı... Muazzez İlmiye Çığ...
Ve ülkemizi bilgileriyle, eserleriyle, çalışmalarıyla ve duruşlarıyla dünyaya tanıtan daha nice değer...
Onları değerli kılan, kökenleri değil; insanlığa ve ülkelerine bıraktıkları izdir.
Çünkü insanı değerli yapan; doğduğu aile, konuştuğu dil ya da mensup olduğu inanç değil, geride bıraktığı eserler ve yaşattığı değerlerdir.
Bu ülke, farklı renklerin oluşturduğu büyük bir mozaiktir. Mozaiğin güzelliği, taşların birbirine benzemesinden değil; farklılıklarıyla aynı resmi tamamlamasından doğar.
Fikirler tartışılır. Düşünceler eleştirilir. İnançlar konuşulur. Kimlikler farklı olabilir.
Ama insan... Her şeyden önce insandır.
İşte gerçek medeniyet de burada başlar.
Saygının fikirlere değil, insana duyulduğu yerde...
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Necmi Cemal
SAYGI, FİKİRLERE DEĞİL; İNSANA DUYULUR
Elime geçen, ülkemizdeki azınlıkların tarihini anlatan bir kitabı okurken çocukluğum bir film şeridi gibi gözümün önünden geçti.
Medeniyetlerin buluştuğu ata toprağında büyüdüm.
Çocukluk arkadaşlarımdan Corc, Rum kökenliydi; Hristiyan'dı. Yakup ise Musevi inancına mensuptu.
Bugün geriye dönüp baktığımda aklımda kalan ne etnik kökenleri ne de inançlarıdır.
Bir gün öğle yemeğini Corc'un ailesinin sofrasında yer, ertesi sabah Yakup'un da katıldığı kahvaltıyı bizim evimizde yapardık. Aynı okulun sıralarını paylaşır, aynı mahallenin futbol takımında aynı formayı giyerdik. Sevinçlerimiz de ortaktı, üzüntülerimiz de... Biz birbirimize kim olduğumuzu değil, nasıl insan olduğumuzu sorardık.
Okuduğum kitapta, Çanakkale'de gösterdiği fedakârlıkla hafızalarda yer eden Rum kökenli Er Vasili'den, Kızılay'ın kuruluşunda önemli katkıları bulunan Marco Paşa'dan ve Nobel ödüllü iktisatçı Daron Acemoğlu'ndan söz ediliyordu.
Fakat beni en çok etkileyen isim, tek bir sözüyle düşünce dünyamda yeni bir pencere açan filozof " İoanna Kuçuradi " oldu:
"Saygı, fikirlere değil; insana duyulur."
Bu, yalnızca bir felsefe cümlesi değildir. Birlikte yaşamanın, birlikte üretmenin ve ortak bir gelecek kurmanın temel ilkesidir.
Yaşamı boyunca karşılaştığı güçlüklere rağmen bilimden ve insan hakları mücadelesinden vazgeçmeyen Kuçuradi; Erzurum'dan Hacettepe'ye uzanan akademik yolculuğunda ülkemizde felsefenin ve insan hakları düşüncesinin gelişmesine önemli katkılar sunmuştur.
Elbette aklımıza başka isimler de geliyor...
İlber Ortaylı... Muazzez İlmiye Çığ...
Ve ülkemizi bilgileriyle, eserleriyle, çalışmalarıyla ve duruşlarıyla dünyaya tanıtan daha nice değer...
Onları değerli kılan, kökenleri değil; insanlığa ve ülkelerine bıraktıkları izdir.
Çünkü insanı değerli yapan; doğduğu aile, konuştuğu dil ya da mensup olduğu inanç değil, geride bıraktığı eserler ve yaşattığı değerlerdir.
Bu ülke, farklı renklerin oluşturduğu büyük bir mozaiktir. Mozaiğin güzelliği, taşların birbirine benzemesinden değil; farklılıklarıyla aynı resmi tamamlamasından doğar.
Fikirler tartışılır. Düşünceler eleştirilir. İnançlar konuşulur. Kimlikler farklı olabilir.
Ama insan... Her şeyden önce insandır.
İşte gerçek medeniyet de burada başlar.
Saygının fikirlere değil, insana duyulduğu yerde...
YAZARLARIMIZ Tüm Yazarlarımız
Milli Eğitim Bakanlığı’nın yönetici görevlendirme sistemi aslında oldukça net kurallara dayanıyor: okul müdürleri ve diğer yöneticiler ilk etapta 4 ders yılı için görevlendiriliyor, ardından yönetici değerlendirme formu üzerinden yapılan puanlama ile 4 yıl daha uzatma imkânı doğuyor. Ancak aynı kur