Bir şehri öldürmek için binalarını yıkmanıza gerek yoktur.
Hafızasını unutturmanız yeterlidir.
Bugün Keşan'da tam da bunu yaşıyoruz.
Mustafa Helvacıoğlu döneminde büyük bir özveriyle yürütülen ve benimde çalıştığım Keşan Belediyesi’nde çektiğim ve büyük emek harcadığım Sözlü Tarih Çalışmaları kapsamında Keşan'ın yaşayan hafızası olan onlarca çınarla görüşmeler yapıldı. Sokak sokak dolaşıldı, kameralar kuruldu, anılar kayıt altına alındı. Amaç belliydi; bu kentin belleğini gelecek kuşaklara taşımak. Bugün ise o kayıtlar hâlâ montajlanmayı ve halkla buluşmayı bekliyor.
Peki bugün o kayıtlar nerede?
Müze Keşan'ın tozlu raflarında...
Hard disklerin içine hapsedilmiş durumda...
Ve sessizliğe terk edilmiş...
Sormak gerekiyor:
Neden?
Belediye yönetimi değişti diye bir şehrin hafızası da mı rafa kaldırılır?
Bir proje önceki dönemde yapıldı diye değersiz mi olur?
Kültürel mirasın siyasi etiketi mi olur?
Olmamalı.
Çünkü tarih hiçbir belediye başkanının, hiçbir siyasi anlayışın malı değildir.
Tarih, bu kentin ortak vicdanıdır.
Bu çalışmanın içinde yer alan biri olarak en çok canımı yakan gerçek ise şudur:
O kameraların karşısında konuşan büyüklerimizin önemli bir bölümü bugün artık hayatta değil.
Onlar anlatırken gözleri doluyordu.
Biz dinlerken tarihe tanıklık ediyorduk.
Bugün ise o sesler, kimsenin açıp izlemediği dosyaların içinde bekliyor.
Acı olan da tam burada başlıyor.
Bir büyüğümüzü kaybettiğimizde birkaç saniyelik görüntüsünü sosyal medyada paylaşmak kolaydır.
"Rahmetle anıyoruz" demek de kolaydır.
Peki ya gerçek vefa?
Gerçek vefa, insanlar hayattayken ya da emanetleri henüz sıcakken onların anlattıklarını toplumla buluşturabilmektir.
Bugün birçok aile aynı soruyu soruyor:
"Babamızın çekimleri ne zaman yayınlanacak?"
"Dedemizin anlattıkları ne zaman izlenebilecek?"
"Biz o kayıtları görebilecek miyiz?"
Bu soruların cevabı neden hâlâ verilemiyor?
Teknik eksiklik mi?
Montaj personeli mi yok?
Bütçe sorunu mu var?
Yoksa tek suçları, önceki belediye döneminde çekilmiş olmaları mı?
Eğer sebep buysa, bunun adı siyaset değil; ortak hafızaya haksızlıktır.
Müze Keşan yalnızca sergilenen objelerden oluşan bir bina olmamalı; ziyaretçilerin geçmişi dinleyebildiği, Keşan'ın çınarlarının seslerinin yankılandığı yaşayan bir hafıza merkezi hâline gelmelidir.
O ekranların karşısına geçen evlatlar, torunlar ve hemşehriler, büyüklerinin sesini duyabilmeli; onların anlattığı Keşan'ı yeniden yaşayabilmelidir.
Çünkü şehirler yalnızca taşla, betonla değil; hatıralarla ayakta kalır.
Buradan Keşan Belediye Başkanı Sayın Mehmet Özcan'a açık bir çağrıda bulunuyorum.
Bu kayıtlar ne benimdir...
Ne bu projede çalışanların...
Ne de önceki yönetimindir...
Bu kayıtlar Keşan halkınındır.
Bu kayıtlar çocuklarımızındır.
Bu kayıtlar yarının tarihçilerinedir.
Verilecek tek bir talimatla montaj süreci başlayabilir.
Gerekirse profesyonel destek alınır.
Gerekirse üniversitelerden katkı istenir.
Ama artık hiçbir mazeretin arkasına sığınılmamalıdır.
Müze Keşan, sessiz duvarlardan ibaret bir bina olmamalıdır.
Orası konuşan insanların, yaşayan anıların ve Keşan'ın gerçek hikâyesinin anlatıldığı bir hafıza merkezi olmalıdır.
Çünkü bugün susturulan sadece birkaç video değildir.
Bugün susturulan Keşan'ın sesidir.
Ve unutulmamalıdır...
Hafızasını kaybeden şehirler önce geçmişini unutur.
Sonra kimliğini...
En sonunda da kendisini.
Keşan'ın buna tahammülü yok.
O tozlu hard disklerin kapağını açın.
Çünkü o dosyaların içinde yalnızca görüntüler değil; bu kentin vicdanı, geçmişi ve geleceği bekliyor.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Erdoğan DEMİR
Keşan'ın hafızasını kim susturuyor?
Bir şehri öldürmek için binalarını yıkmanıza gerek yoktur.
Hafızasını unutturmanız yeterlidir.
Bugün Keşan'da tam da bunu yaşıyoruz.
Mustafa Helvacıoğlu döneminde büyük bir özveriyle yürütülen ve benimde çalıştığım Keşan Belediyesi’nde çektiğim ve büyük emek harcadığım Sözlü Tarih Çalışmaları kapsamında Keşan'ın yaşayan hafızası olan onlarca çınarla görüşmeler yapıldı. Sokak sokak dolaşıldı, kameralar kuruldu, anılar kayıt altına alındı. Amaç belliydi; bu kentin belleğini gelecek kuşaklara taşımak. Bugün ise o kayıtlar hâlâ montajlanmayı ve halkla buluşmayı bekliyor.
Peki bugün o kayıtlar nerede?
Müze Keşan'ın tozlu raflarında...
Hard disklerin içine hapsedilmiş durumda...
Ve sessizliğe terk edilmiş...
Sormak gerekiyor:
Neden?
Belediye yönetimi değişti diye bir şehrin hafızası da mı rafa kaldırılır?
Bir proje önceki dönemde yapıldı diye değersiz mi olur?
Kültürel mirasın siyasi etiketi mi olur?
Olmamalı.
Çünkü tarih hiçbir belediye başkanının, hiçbir siyasi anlayışın malı değildir.
Tarih, bu kentin ortak vicdanıdır.
Bu çalışmanın içinde yer alan biri olarak en çok canımı yakan gerçek ise şudur:
O kameraların karşısında konuşan büyüklerimizin önemli bir bölümü bugün artık hayatta değil.
Onlar anlatırken gözleri doluyordu.
Biz dinlerken tarihe tanıklık ediyorduk.
Bugün ise o sesler, kimsenin açıp izlemediği dosyaların içinde bekliyor.
Acı olan da tam burada başlıyor.
Bir büyüğümüzü kaybettiğimizde birkaç saniyelik görüntüsünü sosyal medyada paylaşmak kolaydır.
"Rahmetle anıyoruz" demek de kolaydır.
Peki ya gerçek vefa?
Gerçek vefa, insanlar hayattayken ya da emanetleri henüz sıcakken onların anlattıklarını toplumla buluşturabilmektir.
Bugün birçok aile aynı soruyu soruyor:
"Babamızın çekimleri ne zaman yayınlanacak?"
"Dedemizin anlattıkları ne zaman izlenebilecek?"
"Biz o kayıtları görebilecek miyiz?"
Bu soruların cevabı neden hâlâ verilemiyor?
Teknik eksiklik mi?
Montaj personeli mi yok?
Bütçe sorunu mu var?
Yoksa tek suçları, önceki belediye döneminde çekilmiş olmaları mı?
Eğer sebep buysa, bunun adı siyaset değil; ortak hafızaya haksızlıktır.
Müze Keşan yalnızca sergilenen objelerden oluşan bir bina olmamalı; ziyaretçilerin geçmişi dinleyebildiği, Keşan'ın çınarlarının seslerinin yankılandığı yaşayan bir hafıza merkezi hâline gelmelidir.
O ekranların karşısına geçen evlatlar, torunlar ve hemşehriler, büyüklerinin sesini duyabilmeli; onların anlattığı Keşan'ı yeniden yaşayabilmelidir.
Çünkü şehirler yalnızca taşla, betonla değil; hatıralarla ayakta kalır.
Buradan Keşan Belediye Başkanı Sayın Mehmet Özcan'a açık bir çağrıda bulunuyorum.
Bu kayıtlar ne benimdir...
Ne bu projede çalışanların...
Ne de önceki yönetimindir...
Bu kayıtlar Keşan halkınındır.
Bu kayıtlar çocuklarımızındır.
Bu kayıtlar yarının tarihçilerinedir.
Verilecek tek bir talimatla montaj süreci başlayabilir.
Gerekirse profesyonel destek alınır.
Gerekirse üniversitelerden katkı istenir.
Ama artık hiçbir mazeretin arkasına sığınılmamalıdır.
Müze Keşan, sessiz duvarlardan ibaret bir bina olmamalıdır.
Orası konuşan insanların, yaşayan anıların ve Keşan'ın gerçek hikâyesinin anlatıldığı bir hafıza merkezi olmalıdır.
Çünkü bugün susturulan sadece birkaç video değildir.
Bugün susturulan Keşan'ın sesidir.
Ve unutulmamalıdır...
Hafızasını kaybeden şehirler önce geçmişini unutur.
Sonra kimliğini...
En sonunda da kendisini.
Keşan'ın buna tahammülü yok.
O tozlu hard disklerin kapağını açın.
Çünkü o dosyaların içinde yalnızca görüntüler değil; bu kentin vicdanı, geçmişi ve geleceği bekliyor.
YAZARLARIMIZ Tüm Yazarlarımız
Milli Eğitim Bakanlığı’nın yönetici görevlendirme sistemi aslında oldukça net kurallara dayanıyor: okul müdürleri ve diğer yöneticiler ilk etapta 4 ders yılı için görevlendiriliyor, ardından yönetici değerlendirme formu üzerinden yapılan puanlama ile 4 yıl daha uzatma imkânı doğuyor. Ancak aynı kur