Hava Durumu

İzmir’in Bağrında Bir Aslan“Saatçi Aziz Efendi”

Yazının Giriş Tarihi: 09.06.2026 15:13
Yazının Güncellenme Tarihi: 09.06.2026 15:13

Kıymetli okurlar, bugün sizlere tarihin tozlu rafları arasında kalmış, ancak vatan sevgisiyle parlayan muazzam bir kahramanlık hikâyesinden bahsetmek istiyorum.

Hepimiz Hasan Tahsin’i, o meşhur "İlk Kurşun"u biliriz; peki ya sessiz sedasız, gösterişsiz ama bir o kadar cesur Saatçi Aziz Efendi’yi duymuş muydunuz?

İzmir’de bir yiğittir Saatçi Aziz. Tıpkı Hasan Tahsin gibi, memleketin selameti için canını bir an bile düşünmeden ortaya koyan, Yunan işgaline karşı o ilk mukavemeti gösteren gizli kahramanlarımızdan biridir. Onun sergilediği bu takdire şayan cesaret örneğini, gelin o günleri bizzat yaşayan, hadisenin tam kalbinde bulunan eski İttihat ve Terakki Mektebi Müdür Yardımcısı ve Ahenk Gazetesi Başyazarı Şevki Bey’in dilinden dinleyelim.

Şevki Bey, Celal Bayar’a yazdığı mektupta o meşum günü ve Aziz Efendi’nin devleştiği anı şöyle naklediyor:

“Düşmanın İzmir'e ayak bastığı gün, hükümet civarında düşmanın bağrına ilk sıkılan kurşun hadisesi hakkındaki gözlemimi emriniz veçhile arz ediyorum. Mayısın on dördünü on beşine bağlayan gece; memleketimizi müdafaa, işgali ret veya protesto için Türk Ocağı’ndan alınan vazifeleri ifa ile geçirilmiş; gözyaşlarımız, resmi makamlarla mevcut fikir ihtilafları da silahlı mukavemete imkân bırakmamış ve bu suretle en ağır ümitsizliği ve utanç duyduğumuz varlığımızın üzerine yığmıştı.

Mayısın on beşinci meşum sabahı da başlamıştı. Kışla ve hükümet meydanları, Kemeraltı ve Tramvay Caddeleri meyus, mustarip vatandaşlarla dolup taşmıştı. Feci işgal emrivakisine intizar ediliyordu. Düşman tarafına iltihak eden nankörlerin düşmanla beraber kopardıkları yaygaralar güzel İzmir'imizin havalarını yırtarak kulaklarımıza çarpıyor; heyecan ve ıstırabımızı artırıyordu. Bu velvelelerin sık sık akisleri, kordona çıkarılan düşman askerinin kışla ve hükümet civarına tezahüratla yaklaşmakta olduğu anlatılıyordu.

Bir an oldu ki, kışla meydanını dolduran halk, kaynaşmaya, Kemeraltı ve Tramvay Caddesi'ne doğru çekilmeye başladı. Bu sırada EvliyazadeOteli'nin önündeki kaldırımın üzerine çıkarak, Birinci Kordon'dan kışla önüne akan azgın kalabalığı gözle takibe koyuldum. Bu akan azgın selin arasında bir efzun müfrezesi vardı. Bu kalabalık ve müfreze, meydanlığın deniz tarafından kışlanın kapısı önüne aktı. Orada birkaç saniyelik duraklamadan sonra kalabalığın önünde mevki alan müfreze, yoluna devam ederek Askeri Kıraathane'nin köşesinden Tramvay Caddesi'ne döndü ve hapishaneye doğru gitti.

Bu anda Birinci Kordon'dan kışla meydanına ikinci bir efzun müfrezesi dahil oldu. Bu müfreze tıpkı birinci müfreze gibi kışlanın kapısı önüne geldi. Orada birkaç saniye durduktan sonra, Kemeraltı Caddesi'ne doğru yol almaya başladı. İşte, bu müfrezenin önünde siyah elbiseli, siyah şapkalı, oldukça gösterişli, iri bir sivil 'alemdar' vardı (malumdur ki alemdar bayrak taşıyan anlamındadır). Elindeki düşman bayrağını gâh yukarı gâh aşağı indirip kaldırıyor ve müfrezenin yürüyüşüne nizam veriyordu.

Alemdarın rehberlik ettiği müfreze tam Askeri Kıraathane köşesinden sağa dönerken, Hükümet Konağı'nın kapısı önüne ve içine toplanmış olan vatandaşlar arasından atılan bir silahın sesi kulakları çınlattı. Bir an içinde müfrezenin önünde siyah şapkalı, iri yapılı alemdar yüzükoyun yere yuvarlandı. Müfreze ve halk birbirine karıştı. Herkes aklına gelen tarafa kaçmaya başladı.

Bir iki saniyelik zamana sığan bu karışıklıktan nefsimi korumak için süratle Kemeraltı Caddesi'ne döndüğüm sırada; o zaman Ragıp Paşa Oteli'ne bitişik küçük dükkânda saatçilikle meşgul olan Aziz Efendi'nin tabancasını cebine yerleştirmeye çalıştığı, hiç telaş etmeden Kemeraltı Caddesi'ne doğru yürümeye başladığı gözüme ilişti. O, hoş sohbet, kendi halinde, mütevazı vatansever bir Türk’tü. Hakiki bir ‘Aziz’ idi. O kalp, vatanın bağrına basan düşmanın gururunu hazmedememiş ve alemdarına layık olduğu cezayı vermişti.

Hadiseler yatıştıktan sonra, kendisini gizlice tebrike gittiğim zaman, benden dileği şu oldu: 'Aramızda kalsın... Kendi milletimizden de kimse duymasın... Dayanamadım. Vazifemi yaptım. Benden ummazlar diye korku duymuyorum.'”

Celal Bayar da Aziz Efendi için duygularını şöyle dile getirmiştir:

“Efendiler, İzmirli Aziz Efendi her Türk'ün göstermesi gereken fedakârlık, kahramanlık ve vatanseverlik örneğini en saf haliyle vermiştir. Adı gibi ruhu da "aziz" olsun. Şevki Bey'in bu satırlarına ek olarak ben de şunu söylemeden geçemeyeceğim: Ben de kendisini tanırdım. Zayıf, kısa boylu, Şevki Bey'in dediği gibi, iddiasız bir Türk’tü. Zaman zaman beni görmeye gelir, kendisi ile vatani hasbihallerde bulunurduk.”

Bakın şu işe; dış görünüşünden hiç beklenilmeyen o mütevazı insanın kalbinde meğer ne büyük bir aslan yatıyormuş...

Memleketin her bir köşesinde işte böyle isimsiz, sessiz ama yüreği vatan için çarpan kahramanlar sayesinde bugün nefes alıyoruz.

Unutmayalım, unutturmayalım.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.