Yüzyılların hazinesi yeniden vitrine çıktı... Dünyada iki nüshası var, biri İzmir’de

Dünyada yalnızca iki nüshası bulunan 15. yüzyıl eseri Düstûrnâme-i Enverî, 1531 basımı Aristoteles, Girit’ten İzmir’e kurtarılarak getirilen Kur’an-ı Kerim ve Kâtip Çelebi’nin yüzyıllar öncesinden İzmir’i gösteren haritası… İzmir Büyükşehir Belediyesi, İzmir Milli Kütüphane’nin eşsiz koleksiyonunun kapılarını “Belgesel Mirasın İzinde: İzmir’in Nadir Eserleri” sergisiyle açtı.

Haber Giriş Tarihi: 27.09.2026 10:00
Haber Güncellenme Tarihi: 27.09.2026 10:00
https://www.igfhaber.com

İZMİR (İGFA) - İzmir Büyükşehir Belediyesi, kentin belleğinde saklı kalan yüzyıllık kültür hazinelerini gün ışığına çıkardı. Ahmet Piriştina Kent Arşivi ve Müzesi (APİKAM) ile 1912 yılından bu yana İzmir’e hizmet veren İzmir Milli Kütüphane iş birliğinde hazırlanan özel seçki; dünya tarihinden Ege’nin denizcilik geçmişine, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan 61 nadir eseri ilk kez bir araya getirdi.

“Belgesel Mirasın İzinde: İzmir’in Nadir Eserleri” sergisinde her eserin ardında ayrı bir yolculuk bulunuyor. Dünyada bilinen iki nüshasından biri İzmir’de korunan Düstûrnâme-i Enverî, yaklaşık beş asır önce Basel’de basılan Aristoteles’in Toplu Eserleri, Kâtip Çelebi’nin İzmir, Çeşme ve Foça’yı kayıt altına aldığı Cihannümâ, 1922’de Girit’ten İzmir’e getirilen Kur’an-ı Kerim ve Kurtuluş Savaşı’nın askerî harekâtlarını gösteren haritaları da içeren 1927 basımı Nutuk aynı seçkide buluşuyor. AASSM’de geçen hafta açılan sergi 15 Kasım’a kadar ziyaret edilebilecek.

“TÜRKİYE’NİN EN BÜYÜK KÜLTÜR HAZİNELERİNDEN BİRİ”

APİKAM Müdürü Dr. Serhan Kemal Saygı, İzmir Milli Kütüphane’nin özel seçkisinin İzmir’de ilk kez bu kapsamda ziyaretçilerle buluştuğunu belirterek, “İzmir Milli Kütüphane, 2 milyonu aşkın kitabı ve 4 bini aşkın el yazmasıyla yalnızca İzmir’in değil, Türkiye’nin de en büyük kültür hazinelerinden biri. Bu eşsiz koleksiyonun İzmirlilerle buluşması gerektiğini düşündük. Her iki kurumdan da sergi ekipleri oluşturuldu ve ortak bir çalışma yürütüldü” diye konuştu. Saygı, serginin hayata geçirilmesine verdikleri destek nedeniyle İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay’a, İzmir Milli Kütüphane Vakfı Başkanı Ulvi Puğ’a ve sergi danışmanı Prof. Dr. Mehmet Ali Akkaya’ya teşekkür etti.

DÜNYADA İKİ NÜSHASI VAR, BİRİ İZMİR’DE

Seçkinin en dikkat çekici parçalarından Düstûrnâme-i Enverî, yalnızca nadirliğiyle değil, Ege tarihine ilişkin aktardığı bilgilerle de öne çıkıyor. Dünyada bilinen iki nüshasından birinin Fransa Ulusal Kütüphanesi’nde, diğerinin İzmir Milli Kütüphane’de bulunduğu belirtilen eser, 15. yüzyılda Enverî mahlaslı bir şair tarafından kaleme alındı. Kent Arşivi’nden tarihçi Selin Ezel Çakar, eserin 3 bin 750 beyitten oluşan manzum bir tarih kitabı olduğunu belirterek, “Eser; genel dünya tarihi, Aydınoğulları Beyliği ve Osmanlı Devleti’nin kuruluş döneminden Fatih Sultan Mehmet dönemine kadar olan süreci kapsıyor. Özellikle Aydınoğulları Beyliği, Gazi Umur Bey’in deniz seferleri ve Ege tarihi hakkındaki döneme ilişkin bilgi sunan nadir kaynaklardan biri ve bilgi birinci elden aktarıldığı için tarihçiler arasında benzersiz eserler arasında yer alıyor” dedi. Düstûrnâme-i Enverî, Aydınoğulları Beyliği ve Gazi Umur Bey’in deniz seferlerine ilişkin kayıtlarıyla Ege’nin yüzyıllar önceki siyasi ve denizcilik tarihinin önemli yazılı tanıklarından biri olarak kabul ediliyor.

1531’DE BASEL’DE BASILDI, BUGÜN İZMİR’DE

Koleksiyonun en eski basılı eserlerinden biri ise Aristoteles’in Toplu Eserleri. 1531 yılında Basel’de basılan yaklaşık beş asırlık çalışma, bugün İzmir Milli Kütüphane koleksiyonunda korunuyor. Ahmet Piriştina Kent Arşivi ve Müzesi’nden Onur Eryeşil, eserin önemini, “1531 basımlı bir eser. Aristoteles’in bilinen bütün eserlerini ihtiva ediyor. Basel kentinde basılıyor. Kitabın bir diğer özelliği de editörlüğünü ünlü hümanist düşünür Rotterdamlı Erasmus’un yapması. Bu açıdan da değerli” sözleriyle anlattı. Eserin giriş bölümünün Latince, metinlerinin ise Eski Yunanca olduğunu belirten Eryeşil, kitapta MS 3. yüzyılda yaşamış Diogenes Laertios’un Aristoteles’in yaşamını anlatan metninin de bulunduğunu söyledi. Eryeşil, “16. yüzyılın entelektüel ruhunu yansıtması açısından gerçekten değerli bir çalışma. Biz hakikaten çok şanslıyız ki İzmir’de böyle bir esere sahibiz. Kitap iki cilt olarak basılmış. Biz burada birinci cildini ziyaretçilerimize sunduk” dedi.

KÂTİP ÇELEBİ’NİN HARİTASINDA İZMİR, ÇEŞME VE FOÇA

Osmanlı bilim ve düşünce tarihinin önemli isimlerinden Kâtip Çelebi’nin Cihannümâ’sı da seçkinin dikkat çeken eserleri arasında yer alıyor. Eser, coğrafyayı yalnızca sınırlar ve yer şekilleri üzerinden anlatmakla kalmıyor; ele aldığı bölgelerde yaşayan toplumlara ilişkin gözlemleri de yüzyıllar sonrasına taşıyor. Kent Arşivi ve Müzesi arşiv biriminde görev yapan Akın Onur Bazkara, Kâtip Çelebi’nin Cihannümâ’yı 1648 yılında yazmaya başladığını, 1657’deki ölümüne kadar farklı dönemlerde eser üzerinde çalıştığını söyledi. Bazkara, “Eserde gösterdiği sınır, coğrafi bölge ve yer şekilleri gibi fiziksel bilgilerin yanında konu neresiyse o bölgenin halkı hakkında sosyoekonomik çıkarımlar yapıyor. Zaten kendisini özel kılan da bu tahlil yeteneği. Haritalarda Çeşme, Foça ve İzmir merkezini görebiliyoruz. İzmir nüfusu ve Çeşme hakkında kısa bilgiler de veriyor” diye konuştu.

GİRİT’TEN KURTARILDI, İZMİR’DE KORUMA ALTINA ALINDI

Sergide yer alan beş farklı Kur’an-ı Kerim nüshasından birinin hikâyesi ise Girit’ten İzmir’e uzanıyor. 1945 yılında İzmir Milli Kütüphane’ye bağışlanan eser, bağışçının beyanı kaynak alınarak eserin muhafazası üzerine eklenen nottan anlaşıldığı üzere; 1922’de Milli Mücadele’nin zaferle sonuçlanmasının ardından Girit’in Kandiye şehrinde çıkan karışıklıklarda yok olmak üzereyken Latifzade Ahmet Esat Bey tarafından kurtarılarak İzmir’e getirildi.
Akın Onur Bazkara, nüshanın günümüze eksik ulaştığını belirterek, “Muhtemelen Girit’ten kurtarılırken sağlam vaziyette değildi. Ciltlenirken ilk ve son sayfaları kaybolmuş olmalı çünkü bugün bulunmuyor. Sureler de orijinalinden farklı bir sıralamayla dizildiği için şu anda önü ve arkası eksik nüsha olarak geçiyor” dedi. Eserin eksik sayfaları ve sonradan yapılan cildi, Girit’ten İzmir’e uzanan yaklaşık bir asırlık yolculuğunun izlerini de taşıyor.

Sergilenen Kur’an-ı Kerim nüshaları ait oldukları dönemin hat, tezhip ve kitap sanatının inceliklerini yansıtan bezemeleriyle dikkat çekiyor. Nüshaların genel olarak 17. ve 18. yüzyıllarda yazıldığını belirten Bazkara, “Sureler bittikten sonra ayrı bir süsleme yapılıp yeni bir sureye geçilmiş. Serlevha dediğimiz bölümler ve eserin sınırlarını belirleyen cetvel kısımlarının tamamı 24 ayar altınla kaplanmış. Süslemelerin hepsi renkli ve altın içeriyor” ifadelerini kullandı. Nadir eserlerin gelecek kuşaklara aktarılabilmesi için İzmir Milli Kütüphane’de özel depolarda muhafaza edildiğini belirten Bazkara, depolarda nem seviyesinin iklimlendirme cihazlarıyla kontrol edildiğini, böylece eserlerin yıpranmasının ve biyolojik etkenlerden zarar görmesinin önüne geçildiğini söyledi.